"Sihirli Dut Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Sihirli Dut Hikaye

Ahmet o gün arkadaşlarıyla buluşup futbol oynamak için dışarı çıkmıştı. Ancak onları gördüğünde bir gariplik olduğunu fark etti. Sanki onları daha önceden tanımıyormuş gibi hissediyor, arkadaşları da ona, sanki uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Ahmet ilk başta arkadaşlarını şaşırtacak bir şey yaptığını düşünse de sonra anladı ki kendisinde bir sorun yoktu; sorun arkadaşlarındaydı. Bundan iki hafta önce; Ahmet, Emre, Ege ve aileleri ile ormanda piknik yapmaya gitmişlerdi. Piknik örtüleri çimenlere örtülmüşken Emre'nin babası Haşim amca, "Ahmet, Emre, Ege haydi çocuklar gelin, mangal hazır." diyerek çocuklara seslenmesine rağmen Ahmet, Ege ve Emre'den ses çıkmıyordu. Ahmet'in annesinin hemen telaşa kapılıp "Yoksa çocuklar kayıp mı oldu?" demesi üzerine Emre ve Ege'nin annesi de telaşlanarak hep birlikte Ahmet, Ege, Emre diye bağırmaya başladılar. Bu olaylar yaşanırken Ahmet, Ege ve Emre farkında olmadan piknik alanından çok uzaklaşmışlardı. Ahmet, "Ege ve Emre'ye piknik alanından çok mu uzaklaştık yoksa bana mı öyle geliyor?" dedi. Emre atıldı ne uzaklaşması Ahmet, hâlâ piknik alanına çok yakınız. Ege de Ahmet'e katılmadığını söyledi. Ahmet de "Hemen döneriz ama önce gelin şuradaki ağaçtan dut yiyelim." dedi. Emre ile Ege tamam dedi. Ege ve Emre ağaçtan dutları koparıp yemişti. Ahmet ise son anda yemekten vazgeçmişti çünkü dutların rengi ona olması gerekenden değişik gelmişti. Aslında tadını çok da merak etmesine rağmen tam elini uzatmışken kulağına bir ses "Sen yeme, sen yeme!" diye fısıldamıştı. Tam o sırada Ahmet, annesinin de kendisine seslendiğini duydu. Tam neler oluyor diye ürpermişken Ege ve Emre de annelerinin sesini işitmişti. Bunun üzerine her üçü de annelerine doğru koşup sarıldılar ve öptüler. Anneleri: "Nerelerdeydiniz çocuklar, çok korktuk." dedi. Ardından hep beraber piknik alanına gittiler. Mangal hâlâ sıcaktı. Afiyetle yemeklerini yedikten sonra yorgun ama mutlu bir şekilde evlerine döndüler. Emre'nin eve gelir gelmez karnında büyük bir ağrı başlamıştı. Dayanamayacak kadar çok sancıyordu. Yüksek sesle ağlamaya başlayınca, hemen anne ve babası yanına koştular. Telaşla hastaneye gitmek üzere yola çıktılar. Ege'nin de aynı şekilde karnı ağrımıştı ve onlar da ailece hastaneye koşmuşlardı. İki arkadaş ve ailesi aynı hastanede karşılaştılar. Çok şaşırdılar, piknikte yedikleri bir şeyin onları bu hâle getirdiğini düşündüler. Çocuklar içerdeydi ve doktorlar henüz bilgi vermemişlerdi. Anne ve babalarıysa bekleme salonunda telaş içinde bir o yana bir bu yana hızlı adımlarla yürüyorlardı. Doktorlar dışarı çıkar çıkmaz hemen yanlarına koştular. Her iki çocukta da aynı belirtiler vardı ama tahlillerinin hepsi temiz çıkmıştı. Doktorlar çaresiz bir şekilde ağrı kesici vererek çocukları on beş gün sonra kontrole gelmek üzere evlerine gönderdiler. Hastaneden döneli iki gün olmuştu. Emre'nin artık karnı ağrımıyor ama kendini olduğundan çok farklı hissediyordu. Etrafındaki her şey çok farklı görünüyordu. Sanki her şeyi ilk defa görüyordu. Emre telaş içinde Ege'yi aramak istedi. Acaba o da aynı şeyleri mi hissediyordu? Annesinden Ege'yi aramasını rica etti. İki arkadaş hem şaşkınlık hem korku içinde aynı şeyleri hissettiklerini anladılar. Günler hızla geçiyordu. Artık eskisi gibi haylazlık yapmak, arkadaşlarını kandırmak, korkutmak gelmiyordu içlerinden. Neredeyse iki hafta evde kitap okudular, resim çizdiler, hiç sevmedikleri ders çalışmayı bile seviyorlardı artık. Doktor kontrolünde de her şey normal çıkmıştı. Sanki ikisi de hep dalga geçtikleri Ahmet'e benzemişlerdi. O gün futbol oynamaya çıktıklarında birbirlerine şaşkın şaşkın bakmaları bu yüzdendi. Ahmet dutu yememiş, Emre ve Ege afiyetle midelerine indirmişlerdi dutları. Sanki o dutlar, Ege ve Emre'yi tüm kötü huylarından kurtarmıştı. O gün neşe içinde futbol oynadılar akşama doğru evlerine gittiler. Üç arkadaş, yıllar boyunca hep görüştüler. Her konuda birbirlerine destek ve yardımcı oldular. Yıllar sonra bile bir araya geldiklerinde o günü, piknik maceralarını ve dutun onlara yaptıklarını şaşkınlıkla hatırladılar. Ege ve Emre çocukken gördükleri bir rüyayı bir akşam iş çıkışı buluşup sohbet ederken tesadüfen birbirlerine anlattıklarında şok oldular. Her ikisi de tıpatıp aynı rüyayı görmüştü. Düşlerinde yaramaz ve haylazlıkla geçirdikleri bir günün sonunda bastıkları çamur, bataklığa dönüşmüş ve onları içine doğru çekmeye başlamıştı. Tam bellerine kadar çamura batmışken bir el uzanıp onlara bir avuç dut uzatmıştı. Dutu yediklerinde kendilerini güneşli bir günde yemyeşil çimenler üzerinde oynarken bulmuşlardı. Dutları uzatan kişi onlara bu dutun mucizevi olduğunu, yanlış yolda ilerleyenlere doğru yolu gösterdiğini söylemişti. Her iki arkadaş da aradan geçen onca yıllar içinde bu rüyayı hatırlayıp birbirlerine anlatmadıklarına hayret ettiler. Heyecan içinde Ahmet'i arayıp rüyalarını anlattılar. Ahmet: "Keşke ben de yeseydim, çok canım çekmişti." deyince o kadar çok güldüler ki herkes dönüp onlara baktı. Kim bilir belki size de bir gün biri sihirli bir dut uzatır belki de bu sadece bir hayaldir. Siz birinin size dut uzatmasını beklemeden hep iyinin, doğrunun ve güzelin peşinden gidin. Biri dut uzatırsa da sakın yıkamadan yemeyin...

"Sihirli Dut Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.