Püf Çiçeği Hikaye
"Püf Çiçeği Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Püf Çiçeği Hikaye
Eve dönüyordu artık... Geçmez dediği koskoca dört sene geçirmişti yatılı okulda Zehra. Sınavı kazanınca yatılı okumak onun tercihiydi. Ardında güzel anılar bırakarak, ayakları yere sımsıkı basan biri olarak ayrılıyordu buradan. Hayallerine bir adım daha yaklaşmanın mutluluğu vardı içinde. Ne kadar özlemişti buram buram şefkat kokan annesini, sevgisini çok göstermeyen, "Biz büyüklerimizden öyle gördük," diyen babasını. "Bahar her yerde bahardır ama bizim köyde bir başkadır," diye düşünürken o mis gibi bahçelerin kokusu geldi burnuna. Birazdan kavuşacaktı güzel köyüne. Rengârenk çiçekler bir sofra gibi açılacaktı önüne. Yol kenarında gördüğü hindibalar -Biz püf çiçeği derdik- çocukluğuna ve hayallerine götürdü Zehra'yı. Ayşe'yle en büyüğünü bulmak için yarışırlardı. Hindibaları birbirlerinin yüzüne üflerken uçuşan tüylerle hayallerini de salarlardı gökyüzüne. Dolmuştan inip köyün ilk sokağına saptığında Ayşe'den bir iz göremedi. Haberi mi yoktu acaba? Her gelişinde orada olurdu. Hasta falan olmasın, diye geçirdi içinden. Eve vardığında saat ikindiyi geçiyordu. Anneee, diye seslenip avludan içeri uçarcasına koştu! Annesi yılların acısını çıkarırcasına sarıldı kızına. Mis gibi kokusunu çekti içine. Sırayla babasına, kardeşine sarıldı. Sevgi yumağı olmuşlardı birden. Annesi keşkek yapmıştı. Demek unutmamıştı en sevdiği yemeği. Bir çırpıda yemeğini yiyip kendini dışarı attığında annesinin sesi kulağında çınlıyordu. Dur, deli kız! Nereyeeeee! diye bağırıyordu annesi. Geç kalmam, Ayşe'yi görüp geleceğim, dedi. Ayşe'nin evinin önüne geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Ayşe! diye bağırdı. Ayşe gelince sımsıkı sarıldılar. Annesi fazladan iş vermişti, o yüzden gelememişti. Hadi, dedi Zehra, çeşmeye kadar yarışa var mısın? Koştular özgürce, selam verdiler kuşlara, ağaçlara, bitkilere. Ayşe'nin hayali doktor olmaktı. Kendini bildi bileli zihninde birtakım sorular vardı. Ömrünün ne kadar süreceğini bilemese de içinde hayallerini gerçekleştireceği bir gelecek isteği vardı. Her gün, kendine ait bir şey arardı; bir söz, bir düşünce. Çünkü bir insan bir hikâye, bir hikâye bir hayat, bir hayat ise tek bir kelime ile anlatılamazdı. İnsanoğlu dışarıdan nar gibi görünen ama içine baktığınızda birçok parçası olan bir canlıymış meğer, diye düşünüyordu. Bunu anladığında biraz daha olgunlaşmış hissediyordu kendini. Hayatına karşı katı kurallar belirleyip uygulayabilen bir insan değildi Ayşe. Duyguları ve vicdanıyla hareket eden bir kişiliğe ve masum bir çocuk kalbine sahipti. Biliyordu ki bedeni ve beyni gelişse de kalbi hep çocuk kalacaktı. Doktorluk tam ona göreydi. Zehra'nın ise hiç görmediği ama kalpleriyle tanıştığı insanlara kendini anlatma isteği vardı. Hayattaki tüm gerçeklerin, sıkıntıların sesi olmak istedi hep. Bu, mücadeleci ruhuna da uyuyordu. Haksızlıklara göğüs germek, tarafsız olmak, insanların sesi olmak... İşte bunlardı onu gazeteci olma isteğine teslim eden şeyler. Sırtüstü çimlere uzandılar, hayal ettiler. Ayşe'nin üstünde temizliği simgeleyen beyaz önlük, Zehra'nın elinde düşüncelerin rehberi kalem. İkisi de hayallerini haykırdılar gökyüzüne... Her ne olursa olsun doğruluktan vazgeçmeyecekler, bu güzel ülke için çalışacaklardı. Eğildi Zehra ve püf çiçeğinin en büyüğünü seçip yavaş yavaş üfledi. Uçuşan tüyler gibi hayaller de gökyüzüne ulaştı."Püf Çiçeği Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok