"Oyun Çocuğu Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Oyun Çocuğu Hikaye

Ogün okulun son dersiydi. Çocuk, okulda bir öğretmenine bir saatine bakıp duruyordu. Geçen her dakika içindeki sabırsızlık şiştikçe şişiyordu. O kadar çok istiyordu ki zamanın hızlı geçmesini. Ama ne mümkün... Onun için geçen her dakika bir saat gibiydi. Sonunda çıkış zili çaldı. Çocuk sırasının üzerindeki eşyalarını çantasının içine özensizce tıkıştırıp koşarak servisinin yolunu tuttu. İnme sırası ona gelince servis kapısı açılır açılmaz evine doğru koşmaya başladı. Zili çaldı. Kapıyı annesi açtı. Ayakkabısını ve çantasını ortaya fırlatarak odasına girdi. Masanın üzerindeki telefonu büyük bir istekle alarak oyununu açtı. O kadar çok seviyordu ki bu oyunu, oynarken kendinden geçiyor, yüzü şekilden şekile giriyor, kazanınca sevinçle bağırıyor, kaybedince de ağlayacak kadar çok üzülüyordu. Annesi çocuğa: -Yavrum, neden yine gelir gelmez sarıldın telefona, diye sitem etti. -Anne dün en heyecanlı yerinde bırakmıştım, bırak da biraz daha oynayayım. Annesi ona hep sitedeki parka inip arkadaşlarıyla oynamasını, hoplaması, zıplamasını, koşmasını söylerdi. Ama çocuk çoğunlukla bu teklifi reddediyor, oyundan bir türlü kopamıyordu. Kapı çaldı. Annesi kapıyı açtı, kapıdakiler çocuğun arkadaşlarıydı. Onu parka oyun oynamaya çağırıyorlardı. Çocuğun annesi onların bu sebeple geldiğini anladı ve yumuşak bir gülümsemeyle çocuğun odasına girdi. Ona: -Arkadaşların gelmiş, haydi git onlarla oyna, bak seni çağırıyorlar dedi. Çocuk her zamanki sıkıntılı havasını takınıp oflaya puflaya: -Anne istemiyorum, oyunun en heyecanlı yerindeyim zaten, bugün dışarıda oyun oynamak istemiyorum, dedi. Annesi sinirli biraz da şaşkın bir şekilde kapıdaki çocuklara, -Çocuklar, o gelemeyecek, dedi. Annesi kapıyı kapatır kapatmaz çocuğun yanına gidip öfkeli bir şekilde: -Yeter artık, eve hapsoldun, çık biraz dışarıda oyna! diyerek telefonu elinden aldı. Çocuğun bu durumdan memnun olmadığı her hâlinden belliydi. Telefon gidince bilgisayarı açmaya yeltendi ama bu duruma da annesi el koydu ve bilgisayarı almaması için hiddetle bilgisayarı elinden aldı. Çocuk da büyük bir sinirle: -Keşke park ve okul diye bir şey olmasaydı da sürekli telefon ve bilgisayar ile oyun oynayabilseydim, dedi. Sonra uykuya daldı. Sabah olduğunda çocuk gözlerini açtı, gerinerek etrafına baktı ve yatağından çıktı. Bugün dışarıya çıkmak ve arkadaşlarıyla oyunlar oynamak için sabırsızlanıyordu. Yerinden kalkarak cam kenarına gitti ve dışarıyı izlemeye başladı. İlk başta her şey normal gibi gözüküyordu. Güneş pırıl pırıl parlıyor, ağaçlar tomurcuklanmış çiçekleriyle âdeta güneşi selamlıyorlardı. Sonra ne olmuş bu sokaklara, ne olmuş sokakta gezen insanlara diye düşündü kendi kendine. Ardından kahvaltı için mutfağa gitti. Annesine: -Anne, kahvaltımı yapıp arkadaşlarımla parkta oyun oynamak için acele etmeliyim, dedi. Annesi hüzünlü bir şekilde kafasını "olmaz" anlamında sallamakla yetindi. Çocuk: -Neden? diye sordu. Annesi: -Dışarıda virüs var, çıkamazsın, kimse çıkamaz. Okula da bir süre gidemeyeceksin, dedi ve elindeki işi yapmaya devam etti. Çocuk annesinin söylediklerini duyunca birden neye uğradığını şaşırdı. Sonra kendine gelince sessizce odasına çekildi. Telefondaki oyunu oynamayı düşündü bir ara, ama artık canı istemiyordu. Canı dışarı çıkmak, parklarda arkadaşları ile oynamak istiyordu. Üzgün bir şekilde pencereye doğru ilerledi ve dışarı baktı. Sonra "Dışarıda kimse yok, sanki gökyüzünde bir kuş bile uçmuyor," dedi. Kafasında bir sürü soru vardı. Nereden gelmişti bu virüs? Neden insanların kötülüğünü istiyordu? Ne zaman ayrılacaktı bu dünyadan? Günler haftalar geçti. Yine sabah olmuştu. Çocuk uyandı ve her sabah yaptığı gibi büyük bir umutla pencereden dışarı baktı. Ama beklediği manzarayla bir türlü karşılaşamıyordu. Yine dükkânlar kapalı, yine sokaklar bomboştu. Haberlerde sürekli hastalıktan bahsediliyordu. Herkesin gündemindeydi bu virüs. Öğretmenlerinin gönderdiği ödevleri yapmak için masanın başına oturdu. Ödevlerini yaparken bir yandan da bu virüsün ne zaman yok olacağını, bu sıkıntılarından ne zaman kurtulabileceğini düşünüyordu. Artık içinden telefonla oynamak bile gelmiyordu. Bir daha hiçbir zaman dışarıda, parklarda oyun oynayamayacağı korkusuna kapıldı. Birkaç saat sonra akşam oldu. Çocuk annesine akşam yemeğini hazırlaması için yardım etti. Yemeklerini yediler ve beraber sofrayı topladılar. Daha sonra çocuk odasına gitti. Canı her zamanki gibi çok sıkılıyordu. Yaparken zevk aldığı bir şey yapmalıydı. Düşündü, düşündü... Sonra aklına çok güzel bir fikir geldi. Bir öykü yazmalıydı. İçine tüm umudunu ve hayallerini katarak bir öykü yazmaya karar verdi. Öyküsünün başkahramanı kendisi olacaktı. Kendisinin ve tüm ülkesinin yaşadığı bu zor günleri anlatacaktı. Yazdı, yazdı... Biraz uzun sürse de yine de öyküsünü tamamlamayı başardı. Öyküsünün sonunda her şey normale dönüyordu. Çocuk gerçeğin de öyküsünde olduğu gibi normale dönmesini umarak yatağına uzandı ve derin bir uykuya daldı. Sabah oldu esneyerek uyandı ve pencereden dışarı baktı. İlk başta gözlerine inanamadı. Çocuklar dışarıda gülerek oynuyor, yanlarında iki komşu birbirine sarılıyordu. Uzun zamandır sokakları böyle görmemişti. Annesinin yanına koştu. Çocuk, "anne, virüs..." diyemeden annesi: -Haydi, ekmek al da gel bakalım, dedi ve kocaman bir kahkaha attı. Çocuk: -Bitti mi? Artık okuluma gidebilecek, arkadaşlarımla oyun oynayabilecek miyim? dedi. Annesi: -Evet, söylediklerinden fazlasını bile yapabileceksin, dedi ve çocuğuna kucak dolusu bir sevgiyle sarıldı. Çocuk ekmek almaya çıktı. Yolda sanki yazdığı öykünün gerçek olduğunu düşündü ve kendi kendine gülerek yoluna devam etti.

"Oyun Çocuğu Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.