Ormanda Tek Başıma Hikaye
"Ormanda Tek Başıma Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Ormanda Tek Başıma Hikaye
Kaybolmak Bugün kampımızın ilk günü. Ama ben ustalıkla, normalde harika, eğlence dolu, ateş başında hikâyelerin anlatılıp çadırların kurulacağı günü kendim için mahvettim. Nasıl mı? Durun size anlatayım: Sabah saat on gibi kamp yapacağımız yere gitmek için ormanın içine doğru yürüyorduk. Şehrin gereksiz gürültülerinden, kirlenmiş havasından uzaklaşmak insanı rahatlatıyordu. Bunun yanında ıslak toprak kokusu -dün gece yağmur yağmış olmalı, evler o kadar dip dibe ve büyük ki, yağmurun yağdığını görmek mucizevî bir şey- kuşların o eşi benzeri olmayan sesleri ve hafif esen rüzgârda süzülerek uçan kelebeklerin eşsiz dansları insanı âdeta büyülüyordu. İşte sorun da burada başlıyor. Kelebeklere karşı değişik bir sevgi duyuyorum içimde. Hatta her zaman yanımda taşıdığım bir kelebek koleksiyonum bile var. Ama tahmin ettiğiniz gibi onları -duyarsız insanların yaptığı gibi- fileyle avlayıp hayatlarını bir hiç yapmıyorum. Yalnızca parmağıma konmalarını bekliyorum ve onları inceleyip geri bırakıyorum. Sonra da aklımda kalanları resmedip, çizdiğim kelebeği kâğıttan ayırıyorum. En son da kanatlarını yukarıya doğru katlayıp kutuma koyuyorum. Kusura bakmayın, istemeden uzattım. Kaldığım yerden devam ediyorum. İşte kelebekler o kadar şahane dans ediyorlardı ki, ayaklarım beynimin iradesinden çıkıp onları takip etmeye başlamıştı. Bu da yetmezmiş gibi beynimi de esir almış, kontrol ediyordu. Kelebeklerin arkasından o kadar uzun süre gittim ki, onlar gökyüzüne uçup gözden kayboluncaya kadar onları takip ettim. Ancak o zaman kampçılardan uzaklaşıp bu başı sonu nerede olduğunu bilmediğim ormanın ortasında olduğumu fark ettim. Ve şimdi buradayım, ormanın ortasında, tek başıma... Yanımda, belki iki gün idare edebileceğim kadar su, bir küçük paket kuru yemiş, not defterim, kalemim, yedek kıyafetlerim, el fenerim ve daha önce de bahsettiğim kelebek koleksiyonu kutum dışında hiçbir şeyim yok. Her ne kadar kampçılardan uzakta olsam da kendi kampımı yapmak zorundayım. Bu benim için zor bir süreç olacağa benziyor. Bölüm 2 Minik Dost Bir kampçının yapması gereken ilk şey, kendine bir yaşam alanı oluşturmaktır. Bunun için de öncelikle sığınacağım yeri bulmalıyım. Bir ağacın üstünde kalmak yabani hayvanlardan korunmak için ideal bir yer olsa da rahatlık ve bundan daha kötüsü üstüme böceklerin gelmesi veya uyuyunca ağaçtan düşmem gibi hayati riskler taşıdığı için uygun değil. Bir mağara da bulabilirim ama bu düşünce bana ağacın üstünde uyumanın daha güvenli olacağını çağrıştırdı. En iyisi ben her ne kadar önceki fikirlerimden daha çok beni yoracak olsa da birkaç dal parçası ve büyük yapraklar bulup çadıra benzer bir sığınak yapayım. Ama önce biraz dinlenip gücümü toplasam daha iyi olacak. Ah! Evet, yeterince dinlendim. Artık işe başlasam iyi olacak. Önce şuradaki çalılığın altında duran kuru dal parçalarını toplayayım. Bu toplayacağım dal parçalarıyla sığınağımın temelini oluşturacağım. Daha sonra da büyük yapraklar bulup sığınağımın her yanını örteceğim. Artık sığınağımın temelini oluşturdum. Yaprakları da sıva yaparak yapıştırsam yeni yuvamın içinde rahatlıkla yaşayabilirim. Daha önce büyükbabamın yanına gittiğimizde tavuk kümesinin dayanıksızlaşmış yerlerini çok ta akışkan olmayan bir çamurla sağlamlaştırdığını görmüştüm. Ben de öyle yapabilirim. Zaten toprak nemli olduğu için sıva olarak kullanılabilir. Şu büyük yaprakla başlayayım. Güneş batmak üzere... Toprağın yüzeyine koyduğum birkaç yaprağın üstüne oturmuş, kuruyemiş yiyerek gün batımını izliyorum. Gece olmadan yuvasına yetişmeye çalışan kuşlar, ulumak için dolunayın doğmasını bekleyen kurtlar. Ve artık, bitmek bilmeyen günün yorgunluğunda göz kapakları yavaşça aşağıya süzülen ben. Ah, ne kadar da çabuk sabah olmuş! Dün gece artan kuru yemişlerimle kahvaltımı yapıp yola koyulayım. Bir dakika, kuru yemişler yok! Ateşi yakmayı da unutmuşum. Kuru yemişleri bir hayvan yemiş olabilir! Hemen toplanıp aramaya başlayayım. Görüşürüz küçük yuvam! Uzun zamandır yürüyorum ve hâlâ kahvaltı yapmadım. Su sesi geliyor. İleride bir su kaynağı olmalı! Eminim yanında meyve ağaçları da vardır. Gitmişken yarısı boşalmış olan mataramı da doldururum. Bugün muhteşem bir gün olacak, hissedebiliyorum. Gerçekten de nehrin yanında meyve ağaçları varmış! Sonunda guruldaması bitmek bilmeyen karnımı susturabileceğim. Aa! Şu yerdekiler benim kuru yemişlerim değil mi? Yaramaz hayvancığın pati izleri de burada. Çok korkuyorum ama sanırım bu sefer de merakıma yenik düştüm. Neredesin bakalım meraklı hayvancık? Buldum! Bu yavru bir tilki. Hafif kırmızıya çalan turuncu tüyleri arasına karışmış beyaz tüyleriyle o kadar sevimli görünüyor ki. Sanırım annesini kaybetmiş. Benim yanımdaki kuru yemişleri aldığına göre çok acıkmış olmalı. Çünkü hayvanlar çok acıkmadığı sürece insanlara yaklaşmaz. Kuru yemişlerimin çoğunu bitirmiş olsa da hâlâ bana yaklaşırken çekinmiyor. O da benim gibi aç olmalı. Şu meyveleri toplayıp beraber yesek hiç de fena olmaz. Gün kısa, bir işi bitirdin mi diğerine başlamalısın! Artık guruldamalar dindi. Sırtımı büyük bir ağaca dayamış, küçük tilkinin çenesinin altını okşuyorum. Tilkicik de başını güvenle dizime yaslamış, ben okşadıkça mırlamaya benzer sesler çıkarıyor. Küçük bir mola... Bölüm 3 Kurtulmak Uzaktan gelen hırlamalarla irkildim. Yavru tilkiye baktım, hâlâ uyuyordu. Hemen çantamı sırtıma taktım ve tilkiyi de kucağıma alıp sesin geldiği yerin tersine doğru koşmaya başladım. Tilkicik koşmamın verdiği sarsıntı ile uyandı. Sonra da kucağımdan atlayıp hırlamanın geldiği yere doğru koşmaya başladı. O buraya, ormana aitti. Başının çaresine bakabilirdi. Ama çok küçük olduğu için zarar görebilirdi. Bunun için ben de tilkinin peşinden gittim. Onu yakaladım ama artık çok geçti. Hırlayan büyük hayvan tam karşımızdaydı. Yavru tilki kucağımdan atladı ve büyük hayvana doğru gitti. Bir süre sonra hırlamalar kesildi. Ancak o zaman gözümü açabildim. Yavru tilki, büyük hayvanın önünde oturuyordu. Bu oydu, yavru tilkinin annesi! Başta ikimiz de birbirimizi düşman sanmıştık. Ama şimdi anlıyorum ki, anne tilki yavrusuna ulaşmak için hırlıyordu. O da benim onlara zarar vermeyeceğimi anlamış olmalı ki, başını teşekkür edercesine eğip yavrusuyla birlikte gitti. Ben de bir yudum su içtim ve o anın verdiği rahatlıkla ormanın huzur dolu sesini dinlemeye başladım. Ateşin kuru dalları yakarken çıkardığı sesler geliyordu. Korkuyla ayağa kalktım ve arkamdaki çalılığı aralayıp geniş düzlüğe baktım. Mutluluktan hareket edemiyordum. Heyecanla titremeye başladım. Onları bulmuştum! Kamp alanı gözlerimin önünde seriliydi."Ormanda Tek Başıma Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok