“Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 245 MEB Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 245

on iki tanesini Dede Korkut kitabında görüyoruz. Türk’ün kendisine özgü bir tasavvufu, bir halk felsefesi vardı. O zamanlardan, yazılı olmayan örfümüz sayesinde, değişe değişe zamanımıza kadar gelebilen nefesler (Bektaşi tekkelerinde okunan manzumeler) ile darbımeseller (atasözleri), mânilerle koşmalar, bize o devrin Türk harsını göstermek için yeterlidir. Osmanlı devletinin kurulduğu dönemde, Anadolu’da Türk harsı ile İran medeniyeti yani “Türkçülük” ile “taklitçilik” bu şekilde çarpışmaktaydılar. Osmanlılar, Selçuklu sultanları gibi, “Keykubad” “Keyhüsrev” gibi İranlı benzeri isimler almaktan sakındılar. Selçuklu devletinin resmî dili Farsça olduğu hâlde, Osmanlı devletinin resmî dili Türkçe oldu. Osman Gazi’nin millî veznimizin bir âbidesi olan meşhur koşması, Osmanlılığın İran medeniyetinden çok Türk harsına değer vereceğinin bir belgesidir. Gerçi Osmanlılık ilk dönemlerinde ne kadar harsa değer veren nitelikte olursa olsun, Selçuklulardan kendilerine miras kalan medeniyetçilik cereyanı da memlekette devam etmekteydi. Resmî işlerde olduğu gibi edebiyatta da Türkçe, Farsçanın yerine geçmekle birlikte, Âşık Paşa, aruz vezninde Türkçe şiirler yazmaktan geri durmamıştı. Bu hareket, hars ile medeniyeti karıştırmak ve onları bağdaştırmaya çalışmaktı. Zamanla, şiirdeki bu durum, nesir alanında da görülmeğe başladı. Türkçe cümlelerin içine Arapça ve Acemce tamlamalar, edatlar ve deyimlerin katılması moda şeklini alıyordu. Demek ki harsçılıkla medeniyetçilik, şiirde olduğu gibi, nesirde de karışma ve birleşmeye çalışıyorlardı. Fakat bu birbirine karışma hareketi toplumun bütün kesimlerinde yaygınlaşmış değildi. Tekkeliler, Yunus Emre’nin izinden geldikleri için gerek şiirde ve gerekse nesirde harsçılık yapıyorlar, medreseliler ise, Arap ve Acem üstadlarının etkisinde bulundukları için medeniciliğe yöneliyorlardı. Şiirde tekke edebiyatı, divan edebiyatına karşı harsçı edebiyatın temsilcisi olurken, nesirde de meselâ tekke ürünü olan Âşık Paşazade Tarihi, medreseyi temsil eden Tâcüttevârih karşısında Türkçü edebiyatın bir âbidesi sayılır. Gerçi o zamanlardaki Türkçü edebiyat yalnız bu tekke edebiyatından ibaret değildi. Millî edebiyat, tekke şiirlerinden ve nesirlerinden başka, âşık destanlarında. Âşık Garip, Şah İsmail, Köroğlu gibi âşık hikâyelerinde, Âşık Ömer ve Dertli gibi halk şairlerinde, halk masalları ve atasözlerinde, mâni ve türkülerinde de gittikçe kuvvetlenen bir hızla devam ediyordu. Bu devirdeki Türkçü edebiyatı yalnız tekkelere, âşıklara ve halka özgü saymak da doğru değildir. Sultan II. Murat’ın kesin emirler vererek “Kabusname”yi Mercimek Ahmed’e saf bir Türkçe ile tercüme ettirmesi, o zamanlardaki sarayın hâlâ Osman Gazi düşüncesi taşıdığını gösterir. Türk harsı, edebiyat ve musikiden başka, mimarlıkta, hüsnühatta (güzel yazı), nakış ve tezhip (süsleme) işlerinde de özel zevkini sürdürüyordu. Hattâ aşk konusunda bile Türk harsı, kendi zevkini İran medeniyetinin etkisinden kurtarmayı başarmıştı. Divan şiirindeki aşklar Acem anlayışında ve etkisinde iken, âşık hikâyelerindeki, halk masallarıyla türkülerindeki samimî aşklar daima erkekle kadın arasında idi ve genellikle evlilikle sonuçlanırdı. Osmanlı hayatında İran medeniyetinin etkisi, o zaman ki cemiyetin üst tabakasını oluşturan ince bir zara benzerdi. Bu ince zarın altında kımıldayan, derinleşen, yükselen samimî bir hayat vardı ki, Türk harsı işte o idi. Bu harsın gizli etkilerini, ara sıra divan şiirinde ve tumturaklı nesirlerin satırları arasında bile görmek mümkündür. Gerçi o zamanlardaki Türk harsının, yalnızca güzel sanatlar alanında bulunacağını sanmak da yanlıştır. Osmanlıların kanunnâmeleri, toprak düzenleri, askerî ve mülkî teşkilâtları gibi hukukî kurumları da tamamıyla Türk harsına göre oluşturulmuştu. Dikkatle karşılaştırılınca, Abbasi devletinin “Ahkâm-ı Sultaniyye” ve “Siyasetnâme”leri ile Osmanlı devletinin kanunnâmeleri arasında büyük farklar görülür. Abbasi saltanatı eski İran şehinşahlığını taklit ettiği hâlde,
  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 245 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.