“Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 165 MEB Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 165

Gece her çeşit kuruntuların kafatasımızın kovuklarından çıkıp, hakikat çehreleri takınarak, sürü sürü ortaya dağıldıkları, yeri ve göğü tuttukları saattir. (...) Sonsuz karanlıklan, uzun ve büyük bir burgu gibi delip geçecek olan trenimizin kafası ve gözü, iki üç saat sonra uykunun ve yorgunluğun uyuşturacağı iki makinistin aciz kafası ve gözünden başka nedir? Alevlerin deli ettiği makinelerin bin bir ihanet ihtimaline karşı bunlara nasıl güvenilebilir? Sonra, karanlıkta çelik yolların asıl sahipleri kimlerdir? Bunlar, herkes uyurken, yıldızlar altında ne işler görür? (...) Nihayet uyumuşum. İkinci gün, güzel bir sonbahar güneşi aydınlığiyle, neş’eli Bulgar kırları içinde uyandım. Bulgar Kırları Ali Naci, gayet güzel birkaç makale ile bizi yeni Bulgar medeniyetinden haberdar etmişti. Tanınmış imzalar taşıyan yazılarda edebiyatın payını fazlaca ayırmalı. Usta bir kalem, övdüğü şeyin yazısı kadar güzel olduğuna herkesi inandırmayı bir şeref mes’elesi addeder. Onun için yazı, zevk vermekle yetinmeyerek öğretmek de istediği zaman gayet eksik bir bilgi vasıtası teşkil eder. Faraza mango meyvesini ömründe tatmış olmayana benzetme ile mango yedirmek kabil mi? Çinçinati şehrini görmüş olmayana istiare ile Çinçinati’yi göstermek mümkün mü? Dünyada birbirine tamamen benzer iki şey olmadığına göre yazının başlıca ifade vasıtası olan “benzetme” hakikatte bir bozma ve yanıltma vasıtasından başka bir şey değildir. Henüz süt, yün ve çoban kokan İncili Bulgar kırlarında bir fabrika bacası ormanı görmedim. Bu kırlar, sonradan gördüğüm Macar, Avusturya ve Alman kırları yanında ağza bile alınmaya değer şeyler değildir; bununla beraber bu kırların ne keskin bir belagâti var! Doğu folklorunda adı sık sık gecen “gurbet” denilen şeyin Bulgar kırlarında, tepelere baykuş gibi tünemiş, uzakta hazin hazin gözyaşları döktüğü hissedilmez. Bulgar kırları, kurt ve çakal ini, karganın dolaştığı bir çöl değil, fakat aynı adamın mülkü olan hudutsuz bir çiftliği andırır. Burada her ağacın, her taşın, hattâ her otun ve dikenin titiz bir sahibi var sanılır. Bu kırlar, beyaz koyun sürüleri, temiz köy evleri, sulu boya ile renklendirilmiş gibi sıhhatli köylüler, çalışan veyahut dinlenen yanık yüzlü sayısız işçi kümeleriyle dolu bir hayat yeridir. Bulgar istasyonlarında kısa duruş müddetince pencereden görebildiklerim: Fikrin henüz ziyaret etmediği dar alıntılar... Sert bakışlı yamasız, boz elbiseli köylüler, açıkta et satan perişan kasap dükkânları, iskemleli, gramofonlu mahalle kahveleri, ötede beride kırılmış aynalar gibi parlayan su birikintileri, çamura bulanmış kaçışan aptal kaz sürüleri v.s. Sofya istasyonunun etrafı, yağmurlu bir günde, hudutsuz bir bataklık ve anlaşılan her zaman, sonsuz bir süprüntülüktür. Ali Naci’nin anlattığı yeni Bulgar medeniyeti her nedense istasyonlara yaklaşmıyor. İç Sıkıntısı Sekiz saattir trendeyim. Tren boş ve neş’esiz. İçim sıkılıyor.
  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 165 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.