Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 102
“Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 102 MEB Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Sayfa 102
Teyze’nin konuşmalarına kulak veriyor. İşte sevda... Ne demeli. Rençberdi Atıf. Buralara gelmezden önce. Beni biri daha istiyordu. Bağı bahçesi vardı ama, Atıf’a gönlüm daha yatkındı. Anamın boynu hep bükük duruyordu. O camlı büfenin üzerinde Yusuf’la Ayşe’nin çocukluk resimleri... Yusuf pabuçlarını ters giymiş. Aceleyle, demişti. Resim çekilecek dediklerinde aceleyle ters giymişim. Ayşe’nin üzerinde bol, çiçekli bir entari. Resim çekilmeden önce ağlamış gibi. İşte sevda, diyor Teyze. Ayşe Abla gülüyor. Masanın üzerindeki ince vazoda üç beş beyaz gül. Yaz gölgelerinin içinde duru, ışıklı. Bahçeyi kendi bahçen bil, demişti ev sahibimiz. Kara lâhana da ekebilir miyim? diye sormuştum. Aha şuracıkta gecekondular. Her birinin bahçesinde soğan, maydanoz, kara lâhana... İşte bu beyaz gülü de Atıf dikmişti.) Sonra yağmurlar... Orada, o bahçede yaşanmış bir şeyleri siler, teyzenin gülleri geçmiş zamana karışır, çürür giderdi. Ve solgun yüzlü kadınları pencerelerin ardına gömen kış gelirdi. Çocuklar kızaklarıyla o bayırdan kayıyorlar. Osman üşüyen ellerini oğuşturup, çocuklara imrenerek bakıyor. Derken Yusuf Ağabey... Senin kızağın yok mu? Osman başını bir yana büküp sessizce duruyor. Sana kızak yapayım mı? Gel hele... Elini, Osman’ın omuzuna koyuyor. O gün kızak bitinceye kadar gözlerini, karların eriyeceği korkusuyla yoldan ayırmamıştı. Tamam diyordu Yusuf. Az kaldı. Sana en güzel kızağı yaptım. Keşke benim öğretmenim olaydın Yusuf Ağabey. Ama o coşkunluğu kısa sürmüştü. Mahalle muhtarı gelip, kızağı yere vura vura parçalamıştı. Kopuklar sizi! diyordu. Niye ama, Yusuf Ağabey? Niye kırdı benim kızağımı? Yusuf durgundu. Kim bilir, diyordu. Ama niye benimkini kırdı?... Yine karların yolları iyice örttüğü bir gündü. Evlerin önünde birkaç araba gitgide kar altında kayboluyordu. Yusuf Ağabey, Hasan Usta’nın arabasına zincir takmağa çalışıyordu. Osman’ın içinde çözülen bir şeyler. Üzülme! Osman’ın dişleri birbirine vuruyordu. Üzülme baban iyileşecek. Yusuf’un sesi yün atkısının altında boğuk. Birileri kamyon fazla hasar görmüş mü? diyorlardı. Adamcağıza bir şey olmasın da... Babam iyileşecek mi Yusuf Ağabey? Yusuf, üşüyorsun, demişti. Ayşe Abla’n sana yün eldiven örsün. Şimdi babanı görmeye gideceğiz. İyileşecek tabii.) Kapı açıldı. Yusuf’un yüzüne sabahın aydınlığı vurdu. Bu ışık, o solgunlukta kaybolup gitti. - Niye kapıyı çalmadın? Bahçeyi dolduran kuru yaprakları ezerek yürüdü. - Futbol takımı kuruyormuşsunuz. - Evet hocam. Ne veriliyor? - Herkes gönlünden ne koparsa onu veriyor. - Peki, dedi Yusuf. Cüzdanını çıkarttı. - Kes bakalım makbuzu. Osman makbuza yüz lira yazdı. O çok eski zamanlardan kalma çınarın yanına varıncaya kadar sessizce yürüdüler. Ağacın yanında sarı bir köpek uysalca onlara bakıyordu. Yusuf öteki yüksek apartmanlara dalmıştı. Osman çantasını yere bırakıp kollarını kavuşturdu. (Yusuf Ağabey sık sık kollarını göğsünde kavuştururdu.)- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
Metin Tahlilleri Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 102 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok