Küçük Yaramaz Hikaye
"Küçük Yaramaz Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Küçük Yaramaz Hikaye
Günlerden pazardı. Babam, annem ve ben kahvaltı sofrasında sohbet ediyorduk. Bayılırım hep beraber yaptığımız kahvaltılara. - Tatil başladı Mert, dedi babam. Bu tatil hepimiz için yeniliklerle dolu. - Neden babacığım? - Edirne'de bir iş buldum. Üstelik amcanların oturduğu binada boş daire var. Onu da kiraladım. - Artık Edirne'de mi oturacağız? Yuppiii. Çok sevinmiştim. Çünkü 9 yaşındaydım, doğduğumdan beri koskoca bir binada yaşıyordum. Hiç bahçesi yoktu ve hiç arkadaşım da yoktu. Annem her zaman "İstanbul'un en iyi yerinde yaşıyoruz," derdi. Ama ben hiç mutlu değildim. Zaten kardeşim de yok. Edirne'de kuzenlerimle birlikte olmak çok güzel olacaktı. Bir hafta sonra amcamların alt katındaki daireye taşındık. Burası çok büyük bahçesi olan üç katlı bir binaydı. Annem eşyaların bir kısmını yerleştirdi. Hepimiz çok yorulmuştuk. Yengem bize bahçede sofra kurmuştu. Tayfun, Selim, amcam, yengemle beraber bahçedeki çardağa indik. Tayfun, amcamın büyük oğludur. Aynı yaştayız. Biraz uykucu, biraz obur ve minik bir göbek sahibi diyebiliriz. Selim ise; amcamın küçük oğlu 6 yaşında ve çok yaramaz. Sık sık mahallede kaybolur. Yaramazlığını anlayabilmeniz için size yaşadığı bir olayı anlatayım: Bir gün, sokakta yeni tanıştığı biri ondan abisinin oyuncaklarını istemiş ve ona daha iyilerini getireceğini söylemiş. Bizim yaramaz da buna inanmış bütün oyuncakları toplayıp kimseye de bu durumdan bahsetmeden vermiş. Sonrasını siz düşünün... Oradaki ilk günümüzdü ve ben çok mutluydum. Sofra hazır olana kadar saklambaç oynayalım dedik. İlk ben ebe oldum. 70'e kadar saydım. Arkamı döndüm ama dönmez olaydım. Selim'in, manav Ahmet amcanın meyve taşıdığı kamyonete bindiğini gördüm. Hemen Tayfun'a seslendim. Heyecanla koştu. Selim, kamyonet kasasındaki kutuların arasında görünmüyordu. Mecburen kamyonete bindik. Kolilerin arasında Selim'i aradık. Birden "Paaaaat!" diye bir ses oldu. Ahmet amca kamyonetin kasasını kapattı. Bağırdık duymadı. Tayfun: - Ahmet amcanın kulağı az duyuyor eyvah! Dedi. Kamyonet çalıştı. Bir de müziği açmasın mı? Artık bizi duyması imkansızdı. "Amanın yandım Zühtü" diyerek gidiyorduk. İlk günden başıma neler gelmişti böyle. Yarım saat kadar yol gittik. Selim'e de bir sürü söylendik. Nihayet durmuştuk. Kapı açıldı. Ahmet amcanın şaşkın suratını görmeliydiniz. Yanında bir abi de vardı. Adının daha sonra Yunus olduğunu öğrendik. - Siz nereden çıktınız çocuklar? dediler. Biz de olanları anlattık. Yunus abi: - Haydi ailenizin telefon numarasını söyleyin de görüntülü arama yapalım merak etmesinler, dedi. Selim "Ben söyleyebilirim," diye atladı. Sık sık kaybolduğu için numarayı ezberlemiş tabi. Neyse konuştuk. Yunus abi: - Gelin aileniz sizi almaya gelene kadar bahçeyi gezdireyim, dedi. Yunus abi çok güler yüzlü, çok kültürlü biriydi. Bu koskoca bahçe ona babasından kalmış. Bir sürü meyve ağacı dikmiş, sebzeler yetiştirmiş. Üstelik bahçenin ihtiyacı olan elektriği de rüzgâr türbinlerinden üretiyormuş. Hafta sonları buraya aileler çocukları ile gelip istedikleri kadar meyve sebze toplayıp evlerine de götürebiliyorlarmış. Tohumlar ekip, fidanlar dikip onları sahipleniyorlarmış. - Yunus abi, çocukları davet etmek nereden aklına geldi? diye sordum. Arkadaşımın 7 yaşındaki oğlu bir gün bana "Çilekleri hangi ağaçtan toplayabiliriz?" diye sordu. - O gün şehirde büyüyen çocuklar için çok üzüldüm ve bu kararı aldım. İsteyen her çocuk buraya gelebilir, toprakla istediği gibi istediği kadar oynayabilir. Her çocukla bir ağaç fidanı dikiyoruz ve onun adını veriyoruz. Karşıda gördüğünüz fidanlar da sizin olsun çocuklar, hadi birlikte dikelim. Sevinçle fidanlara doğru koştuk. Yirmişer adım arayla fidanlarımızı diktik. Can sularını verdik. Can suyu, yeni dikilen bitkilerin ilk suyuymuş, öğrendik. Artık bizim de kiraz ağaçlarımız olacaktı. Bu harika bir şeydi. Biraz da erik ağaçlarından erik yedik. Biraz ileride domates fidesi diken teyzeler vardı. Onların yanına gittik. Fideleri domateslerin kendi çekirdeğinden üretiyorlarmış. Buna en çok Selim şaşırdı. İlkokula başlamadığı için bilemedi tabi. Amcamla babam biz domates fidelerini dikerken geldi. Gördükleri manzara onların da çok hoşuna gitmiş gibiydi. Yunus abiye çok teşekkür ettiler. Biz de yunus abi ile vedalaştık. Yunus abi: - Cumartesi yine bekliyorum çocuklar, arkadaşlarınızı da getirin, dedi. Amcam yolda Selim'i uyardı. Bu yaramazlıklarının sonunun kötü olabileceğini anlattı. Ben sesimi çıkarmadan onları dinliyordum ama çok da mutluydum. Böyle güzel bir günü İstanbul'da geçiremezdim."Küçük Yaramaz Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok