"Hayal Et Ki, Gerçek Olsun Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Hayal Et Ki, Gerçek Olsun Hikaye

Cama nefesimi üfleyip üzerine resim çizmeyi hep sevmişimdir. Küçük kalpler, çiçekler, kelebekler... Bugün ise ev resmi çizmek istiyorum; bahçeli, tek katlı, başını kaldırdığında gökyüzünü görebildiğin bir ev. Evde yoğun bir koşturmaca var. Eşyalar yerleştiriliyor, her yer temizleniyor. Babamın işi sebebiyle taşındığımız bu şehirdeki ilk günümüz. Eski, bahçeli evimiz, okulum, arkadaşlarım, hatta üzerinde adım yazılı olan ağaç evim şimdi çok uzakta kaldı. Yeni insanlar tanımak, yeni yerler gezmek hep hoşuma gitmiştir. Ama şimdi farklı, içimdeki korku karnımı ağrıtıyor. Buradaki evler, cama çizdiğim resme hiç benzemiyorlar. Ayakkabı kutuları gibi üst üste yığılı ve buradan gökyüzünü görmek imkânsız. Karnımın ağrısı geçince anneme dışarı çıkacağımı söyledim. Hayır mı, annem hayır mı dedi? Neden? Ben hep dışarıda oynarım mahalledeki tüm çocuklar gibi. Annem: - Yavrum, buraya yeni taşındık, kimseyi tanımıyoruz. Okul arkadaşlarınla yarın tanışır, oynarsın. Ama şimdi değil. Tüm gün evi yerleştirdik. Odam öncekine göre daha güzel. Ama pencereyi açtığında yemyeşil ağaçlar yerine karşı apartmanı görüyorsun. Cama nefesimi üfledim hooh! Kocaman bir çınar ağacı çizdim. Sabah camda beni bekleyen bir ağacım oldu bile! Ertesi gün, okul için erkenden kalkıp penceremi açtım. Sabah güneşiyle camda parlıyor ağacım... Gökyüzünü görebilmek için camı açıp dışarı baktım. Ama sadece karşımızdaki apartmanın çatısını görebildim. O da ne! Tam karşımdaki pencereden bana bakan bir çocuk. Yaşasın, arkadaş olabiliriz! - Hey, merhaba! Perdeyi yüzüme kapatmış olamaz değil mi? Sadece duymamıştır. Kahvaltının ardından, babam beni okula bıraktı. İlk derste öğretmenimiz beni sınıfla tanıştırdı ve yer düzenlemesi yaptı. Sıra arkadaşım soru sorulduğunda kekeleyen, turuncu saçlı, tatlı bir kız. Teneffüs zili çaldığında, herkes etrafımı sardı. Saçının bir tarafı uzun, sarışın bir çocuk heyecanla: - Sen şimdi köyden mi geldin? - Evet. - Sizin orada hayvanlarınız var mıydı? - Köpeğimiz vardı. Buraya gelirken akrabalarımıza bıraktık. - Ben bayılırım köpeklere hele böyle büyük olanlara. Buralarda pek büyük köpek bakamıyorsun. Evler onlar için küçük. - Bahçeye çıkıp oynayalım mı? Tamam diyen sınıftakilerle bahçeye koşarak çıktık. Yakalamaca, ip atlama, saklambaç hepsini oynadık. Okul çıkışı geldiğinde günün nasıl geçtiğini anlamadım. Evlerimizin aynı yerde olduğu iki arkadaşım daha var. Yürürken onlarla konuşup, oynadık. Onlardan ayrılıp eve geldiğimde öğretmenimin karşı apartmana girdiğini gördüm. Ne güzel, öğretmenimle karşılıklı apartmanlarda oturuyoruz! Acaba kaçıncı katta oturuyor, yarın sorarım. Odama girip, üzerimi değiştirdim. Camdaki çınar ağacım silinmiş. Yenisini yapsam iyi olacak. Cama ağacımı çizerken, yine aynı çocuğu gördüm. El sallamaya çalışırken perdeyi çekip içeri girdi. Aynı anda apartman kapısından da öğretmenimin çıktığını fark ettim. Sanırım burada oturmuyor. Ertesi gün, okulda öğretmenime, onu evimizin karşısındaki apartmana girerken gördüğümü söyledim. - Evet, orada bir öğrencim var. Rahatsız olduğu için bir süre eğitimine uzaktan devam edecek. Sizin sınıfınızdan bir arkadaşınız. Ama hiçbiriniz onu tanımıyor. - Hep evde mi kalıyor öğretmenim? dedi Buse. - Hastalığından dolayı dışarı çıkamıyor. - Ne kadar da sıkıcı tüm gün evde kalmak. Tamam, bilgisayarla oynarsın, sonra istediğin zaman kalkarsın ama sıkıcı, dedi Burak. - İnsan kendi kendine bir şeyler yapamazsa sıkıcı olabilir. Ve hayal kuramıyorsa... Ama öyle birinin kendisi de sıkıcı, diye yanıtladı öğretmenimiz. O gün okul çıkışı eve giderken düşünmeye başladım. Hayalim böyle bir yerde okumak değildi, ama hayallerin sınırı yoktu ki. Oturmak istediğim evimiz de böyle değildi ama ben orayı güzelleştirebilirdim. Beni sürekli takip eden bu komşu çocuğu ve sınıf arkadaşım aslında benimle konuşmak istiyor olabilir miydi? Odama girip penceremi açtım. Cama çınar ağacını çizdim. Çekmecemdeki yapışkanlı renkli kâğıtlardan kelebekler ve çiçekler yapıp hepsini pencerenin altına yapıştırdım. Sonra da şarkı söylemeye başladım. Karşı taraftaki perde oynamaya başlayınca tüm gücümle bağırdım: - Hey, oradasın. Merhaba arkadaş olalım mı? Perde aralandığında tekerlekli sandalyeden, bana bakan bir çocukla karşılaştım. - Merhaba biz aynı yaştayız. Hem sınıf arkadaşıyız. Hem bak aynı yerde oturuyoruz. Bak burası benim odam. Senin odan da orası mı? Ben resim çizmeye bayılırım ama büyüdüğümde balerin olacağım peki ya sen, senin hayalin nedir? Sandalyesini geriye çekip perdeyi kapattı. İlginç, içindeki duygular aldığı ilaçlardan yok olmuş olabilir mi? Ertesi gün, okul çıkışı üstümü değiştirmeye odama çıktım. Penceremdeki çınar ağacım silinmiş olmalıydı. Her zamanki gibi pencereye bakarken karşı tarafta yeşil bir parıltı gördüm. Duvarda kocaman yapışkanlı kâğıttan yapılmış bir ağaç görünüyordu. Bu nasıl oldu, bunu kim...? - Merhaba ben Utku. Arkadaş olabiliriz. - Çok sevinirim. Bu zamana dek neden hiç konuşmadın ki benimle? - Doğru soruyu sormasan yine konuşmazdım. Ben konuşmayı pek sevmiyorum. Ama her şeyi resimle anlatmayı çok seviyorum. - Bu ağacı sen mi yaptın? - Evet, ağaçları sevdiğini anladım. Senin için yaptım. Camdan cama ne kadar konuştuk bilmiyorum ama çok eğlenceli biri. İlerleyen günlerde, annelerimizin yardımıyla pencereler arasına ip gerdik ve birbirimize resimler yolladık. Günler böyle geçerken, bir bahar sabahı, öğretmenimiz, 23 Nisan için gösteriler ve yetenek yarışmaları yapılacağını söyledi. Bale yeteneğimin olduğunu bilen öğretmenim, benim dans yarışmasına katılmamı istedi. Ben de öğretmenime arkadaşım Utku'nun resim yeteneğini anlattım. Öğretmenim: Yarışmanın kuralları var. Utku resimleri o gün çizmeli. Akşam Utku'ya bunu anlattım. Yüzü hiç üzgün durmuyordu. - Utku yeteneklisin; ama yarışmaya katılamıyorsun. Hiç mi üzülmüyorsun? - Ben yetenekliyim bir gün başarırım. Sen yarışma için çalış. O gece uyumadım, düşündüm. Ertesi gün sınıf arkadaşlarımla büyük resim kâğıtları aldık. Hepimiz üzerine hayallerimizi yazdık. Hepsini Utku'ya verdik. Hayallerimizi çizmesini istedik. Çünkü bu resimler bayram hediyemiz olacaktı. 23 Nisan günü, bale kıyafetimi giydim. Utku beni penceresinde bekliyordu. Beni görür görmez alkışlamaya başladı. Herkes yarışma için yerlerini almıştı. Tören başladığı an tüm arkadaşlarımızla Utku'nun yaptığı resimleri öğretmene ve oradakilere gösterdik. Hayallerimizi görmüşlerdi. Resimlere de hayran hayran bakıyordu. Hepimiz; -"Utku resimleriyle bize katılamazsa bizlerin de hayalleri bu resimlerde kalacak," diye bağırdık. Herkes bizi destekleyince iki öğretmen Utku'nun evine gitti. Döndüklerinde her birimize ödüller dağıtılıyordu. Resim dalındaki ödüller açıklanacağı anda sınıf öğretmenimiz eline megafonu aldı ve iki sokak uzaktan bile duyulacak şekilde bağırdı: - Resim dalındaki sonuçları açıklıyorum; "23 Nisan Çocukları" resim ödülü birinciliği Utku Yılmaz'a ait. Utku sadece bu ödülü değil hepimizin kalbini de kazanmıştı. Onun sayesinde; başarısız olsak da hayal et ki, gerçek olsun demeyi öğrenmiştik. Siz de hayal edin, gerçek olsun.

"Hayal Et Ki, Gerçek Olsun Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.