"Genç Çoban Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Genç Çoban Hikaye

Dolunayın çıra şavkı gibi aydınlattığı yaylanın beri yanındaki koyunlar teker teker sayılıyordu ama karşıdaki koca kayanın gölgesine doğru otlamaya giden kınalı koyun ile ikiz tokluları karanlıkta zar zor seçiliyordu. Genç çoban, üst dudağını burnuna doğru kaldırıp kuvvetli bir nefes çekerek çaldığı kısık sesli ıslığıyla çağırdı onları. "Ne yapsın zavallı hayvancıklar bizim otlakta ot kalmadı da mübarekler kendi kısmetlerini sağda solda arar oldular," diye geçirdi içinden. Bu sene kuraklıktan mı hayvanlarının bolluğundan mı bilinmez otlak yetmez olmuştu hayvanlara. Kaçan keyfini geri getirecek şeyler düşündü bir an. Dede Hayrı'nda ziyafette yediği tandırla keşkek geldi aklına. Koca donunun üstüne sardığı Trablus Kuşağın altından belli belirsiz sivrilmiş olan göbeğini yokladı eliyle. "Ne yediydim amma be!" deyip keyiflendi kendi kendine. Her sene Nisan ayında civardaki bütün yörük aileleri Karapınar Köyünde toplanır, "Dede Hayrı" dedikleri ziyafette bir sofraya oturur aynı kaba kaşık sallarlar, ekmeklerini bölüşürlerdi. Büyükler köyde geçirdikleri kıştan bahseder, dağlarda geçecek olan baharın, yazın planlarını yaparlardı. Minik Yörükler de tabiatı uyandıran baharın gelişini "çürük elma, çelik çomak, ebelemece" gibi oyunlar oynayarak kutlarlardı. Dede Hayrı bitti mi yaylaya göç başlar, aileler hayvanlarıyla beraber obalarını kurmak için dağlara, dedelerinden kendilerine miras kalan otlaklarına göçerlerdi. Göçerlerdi ya, bu sene geldiklerinde yemyeşil otlar kara toprağı güçlükle örtebilmiş, çayırın boyu olması gerekenin yarısına anca varabilmişti. Hayvanlar umdukları gibi semirmiyor, günden güne obada canlar sıkılıyor, keyifler kaçıyordu. Öyle ya yörüğün sermayesi kütük gibi koçlar, tombul semiz koyunlar ve sürü sürü kuzulardı. Her gece sürüyü otlatmaya götürüyor, gecenin karanlığında sürüyü takip ederken çocuk aklıyla çareler düşünüyordu bu pek fena duruma. Ne var ki bir çıkar yol gelmiyordu aklına. Derken simsiyah gökyüzünü bıçak gibi yaran bir yıldız komşu Salcıoğulları'nın merasının üstüne doğru kayıp ardından karanlıkta kayboldu. Şaşkınlıktan koca koca açılan kara gözlerine komşu otlağın rüzgarla beraber sallanıp hışırdayan çayırı takıldı sonra. Önce beğenemedi, alçakça buldu bu fikri, yüzünü ekşitti ama bir süre sonra "bu gece bu hayvanların karnını doyuracağım ben," dedi kendi kendine. Yine şifreli bir ıslıkla baş tokluyu çağırdı yanına. Yağlık dedikleri turuncu yemeniyi boynundan söktü ve sürünün lideri olan koçun gerdanındaki çana sokuşturdu. Çok sessiz olmalılardı. Eğer komşu meraya sürüyü gizlice soktuğu bir duyulursa iki oba birbirine girerdi. Tepeyi âdeta sürünerek tırmandı. Kıvrık boynuzlu koç yanında yürüyor, sürünün geri kalanı da onları takip ediyordu. Tepenin sırtından merayı daha da dikkatle izledi. Salcıoğularının hayvanları çoktan bol bol otlamış, ana çadırın yanındaki çitlerin ardında dinlenmeye çekilmişlerdi. Hiçbir yanan ateş olmadığı için herkesin derin bir uykuda olduğunu anladı. Sonra bir kere daha düşündü. Yüreğine sığdıramadı, kendine yakıştıramadı bu çareyi. Hörü Nenesi her zaman demez miydi; "Helalin hesabı, haramın azabı vardır," diye. Düşünceleri, sürünün hareketlenmesiyle birbirine karışıp, uçup gitti. Hayvanlar, ön ayaklarını güp güp diye yere vurmaya toz kaldırmaya başladılar. Genç çoban bunun bir tehlike alarmı olduğunu çok iyi biliyordu. Belli ki hayvanlar bir şeyden rahatsız olmuşlar birbirlerine sürtünerek, burunlarından sesli sesli soluyarak bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ufka doğru çevirdi gözlerini, uzakları taradı dikkatlice. Uzaktaki menengiç ağaçlarının dibinden yılan gibi süzülen üç karartı gördü. Karartılar komşu obanın hayvanlarına yanaştıkça iyice belirdiler. "Canavar!" deyip irkildi çoban. Üç boz kurt Salcıoğulları'nın hayvanlarına saldıracaktı. Ya sessizce obasına geri dönecek, ya da hayatını tehlikeye atıp yeri göğü inletecek, ortalığı ayağa kaldıracak obanın köpeklerini uyandıracaktı. Cesaretini topladı, az önce yerinden çıkacak gibi olan kalbi şimdi daha sakin atıyordu. Ciğerlerini sonuna kadar doldurdu ve; "CANAVAAARRR! CANAVAAARRR! UYANIIINN! DAVRANIIIN HELE!" diye haykırdı. Önce koca çoban köpekleri karanlığa, kurtların keskin kokusuna doğru ok gibi fırladılar. Ardından ellerinde tüfeklerle Salcıoğulları'nın erkekleri çadırlardan çıktılar. Tehlike, kahraman çoban sayesinde savuşmuş görünüyordu. Salcıoğulların Beyi Süleyman Emmi genç çocuğa sıcacık kollarıyla sarıldı, teşekkür etti. "Bu kahramanlığına karşılık gelmez ya, buyur oğul bi kahvaltı yapalım, sürün de burada otlayadursun," dedi. Hörü Nenesini hatırlayan genç kızanın çelimsiz kolları gururla daha bir gerildi, mor cepkeninden taşar oldu, kısaca "Olur,emmi," deyip sivri başını salladı.

"Genç Çoban Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.