Düş Gezgini Hikaye
"Düş Gezgini Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Düş Gezgini Hikaye
Bir nalbant Atabeg, aynı zamanda at sürer, cirit atar. Neyse, ne diyorduk? Haa Atabeg, evet. Atabeg kendi şehri olan Ovacık'ta, günde en fazla iki kişinin at sürmeye geldiği bir yerde, atlara nal yapma görevini üstleniyordu. Bu sıkıcı mesleği eğlenceli hâle getirmek için, yaptığı nalları özel taşlarla süsleyen Atabeg, hiç kimsenin at sürmeye gelmediği bir gün tam sıkıntıdan patlayacakken aklına geçen günlerde at sürmeye gelen ve ödemeyi obsidyen bir bileklikle yapan gizemli yabancı geldi. Koşa koşa çekmeceleri karıştıran Atabeg, içinde değerli taşlarını sakladığı kilitli çekmeceyi açmaya çalıştı. Oysa çekmecenin kilitli olduğu, çekmeceyi en az on defa zorlayınca aklına geldi. Montunun ceplerini kısaca aradıktan sonra, anahtarı bulup çekmeceyi açtı. Çekmeceyi karıştırırken eline daha önce ne kaybettiyse geldi ama obsidyen bileklik gelmedi. En sonunda bilekliği buldu ve bir oh çekti. Bir eline çekicini, bir eline bilekliği aldı. Atabeg, bilekliği, onların dilinde, maden fırınına koyup şekil vermeye başladı. En sonunda başardı, gizemli yabancının ona verdiği bilekliği bir nal hâline getirdi. Dışarı baktığında, güneş parlak ışıklarını dağların arkasına saklamaya başlamıştı bile. Atabeg araba kullanmazdı, sevmezdi arabaları. Zorunlu olmadığında arabalar yerine atları kullanırdı. Biri ona nedenini sorsa "Atın benzini daha ucuz," derdi. Hava karardığında atına binip evine gitti. O gün bir his vardı içinde. Uyku için gözlerini her kırptığında kulağına bir ses eşlik ediyordu. Atabeg bu seslerin ne söylediğini ve nereden söylendiğini merak etmeye başladı. Sesler ona "Kalk! " diye haykırıyordu âdeta ve sonra bir anda kesiliyordu. Atabeg bu durumun yorgunluktan olabileceğini düşündü. Obsidyene şekil vermek kolay değildi sonuçta. Yatağına yattı, gözlerini kapadı ve birkaç dakika sonra uyuyakaldı. Sabah yatağından "Kalk" sesiyle fırlayan Atabeg, bu durumun çaresini bir psikoloğa gitmekte buldu. Psikolog bir sorun görmedi ama bir terslik olduğunu anladı, yorgunluktan veya stresten olabileceğini söyledi. Fakat Atabeg'in içinde büyük bir şüphe vardı. Yorgunluktan veya stresten olmadığını biliyordu. Psikologdan ayrıldığında işe geç kaldığını fark etti ve atıyla dörtnala işe gitti tabii ki hız kurallarına uyarak (!). İşe vardığı zaman çok şaşırdı. Uzun bir kuyruk vardı kapının önünde. Buna anlam veremedi. "Nasıl oldu da bir anda at sürmeye istek arttı?" diye geçirdi içinden. Atabeg telaşlı müşterilere "Sakin olun hepinize yetecek kadar at ve süre var!" diyerek onları sakinleştirmeye çalıştı. Oradakilerden biri "Ne atı, dün akşamdan beri buradan sesler geliyor," deyince Atabeg bir an durakladı ve sordu "Peki bu sesler ne diyordu". Yine aynı adam "Kalk, diye bas bas bağırıyor biri!" deyince bu sefer Atabeg kapının kilidini açıp koşa koşa maden fırınının yanındaki obsidyen nalın yanına geldi. Nal parlayarak etrafa loş bir ışık yayıyordu. Kapının önüne gelip oradakilere "Dün burada ne oldu?" dedi. İçlerinden biri "Akşam vakti şimşekler çakmaya başladı ama daha önce böylesine garip şimşekler görmedim. Şimşekler tam olarak buraya çakıyordu." dedi çatıyı göstererek. Atabeg topluluğu sakinleştirip, evlerine yolladı ve atına binip şehrin en bilgelerinden olan yaşlı adam Devran'ın yanına gitti. Adama duyduğu sesleri ve şimşekleri sordu. Devran yerinden fırladı ve seslerin ne söylediğini sordu. Atabeg "Kalk!" diyordu dediğinde Devran'ın yüzünde gözle görülür bir endişe vardı. Atabeg, her ne kadar ne olduğunu sorsa da yaşlı adam arkasını döndü ve kapıya yaklaştı. Kapının eşiğinde "Sakın delice bir şey yapma!" dedi ve odadan çıktı. Atabeg da dışarı çıktı ve atına binip işe gitti. Kapıdan içeri girdiğinde ilk olarak obsidyen nalı alıp değerli taşların olduğu kutuya koydu. Ne yapacağını bilmeyen Atabeg maden fırınının yanına gitti. Nal yapmaya devam etti. Başına düşen yağmur damlasıyla irkilip yukarı baktı, çatı delikti. Biraz geri çekildi ve deliklerin nal biçiminde olduğunu fark etti. İyice telaşlandı. İlk başta gözlerine inanamadı ama masanın üzerindeki yanıklar, şimşekler kanıt oldu. Devran'ın yanına gitmeyi düşündü ama daha günün başıydı, işten çıkmasına birkaç saat vardı. Bir usta çağırdı ve nal yapmaya devam etti. Akrep altıyı gösterdiğinde işten çıktı ve dörtnala Devran'ın yanına gitti. Ona gördüklerini anlattı ve bu sefer Devran bayılır gibi olmaya başladı. Yere tam çakılacakken Atabeg hızlıca atıldı ve onu ayağa kaldırdı. Devran'a bir bardak su getirdi ve sakinleşmesini bekledi. Bu sefer mırıldanmaya başladı "Kalk!" diyordu Atabeg o anki korkuyla Devran'a getirdiği suyu onun yüzüne çarptı. Devran ayıldı ve özür dileyerek "Kendimden geçmişim," dedi. Atabeg ve Devran bir süre konuştuktan sonra Devran, Atabeg'den nalı getirmesini istedi. Atabeg bir sonraki günün akşamı nalı getirdi ve Devran'ın masasına koydu. Devran'ın, Atabeg'in nalı obsidyenden yaptığını bilmesi onu çok şaşırttı ve o şaşkınlıkla "E-e-ev-evet" dedi Devran'a. Devran çekmecesinden çıkarttığı küreye "Kalk!" diye seslendi ve Atabeg tam o anda bir tokat yemişçesine sarsıldı ve ellerini kulaklarına kapayarak inlemeye başladı. Devran'ın sakinliğini gördü ve gözleri kapandı. Gözlerini açtığında kendi evinde olduğunu fark etti. Yarı uykulu hâlde mutfağa geçti ve kendisine kahve yaptı. Kahvesini içerken duvarda, asılı hâldeymişçesine duran harfleri gördü. Gözünü ovalayan Atabeg bir daha baktığında harfler orada yoktu. Uyku sersemliğinden yazılarda ne yazdığını hatırlayamadı. Yeni uyanmış olsa da çok yorgundu, yatağına girdi ve kıvrıla kıvrıla uyudu. Uyandığında gözünü ne kadar ovsa da harfler geçmedi gözünün önünden, dokunmaya çalıştı elleri harflerin içinden geçiyordu. Kahvesini aldı ve bu anlamsız harflerin ne olduğunu düşünmeye başladı. Atabeg'in aklına Devran ve küresi geldi. Harflere "Kalk!" dediğinde harfler anlamlı hâle gelmeye başladı. Harflerden ziyade kelimeler "Akrep ve yelkovan küserse gidersin istediğin yere..." cümlesini oluşturmuştu. Atabeg bu bilmeceyi Devran'a da sordu. Bu bilmecenin nalla bağlantılı olduğunu biliyorlardı, nalı masaya koydular ve masanın iki ucunda düşünmeye başladılar. İlk fikir Atabeg'dendi. "Akrep ve yelkovan, bu saatle alakalı olmalı, ama küsmek, bilmiyorum" diyerek fikrini sundu. Devran "Küsmek ayrılmak... Uzaklaşmak! Buldum!" diyerek yerinden fırladı. Atabeg şaşkınlıkla hoplayıp zıplayan yaşlı adama baktı. Devran sevincin getirdiği bir coşkuyla "Uzaklaşmak yani zıt yönler, akrep ve yelkovan ne zaman zıt yönlerde olur?" diye sordu Atabeg'e. O biraz düşündükten sonra "Buldum altı, saat altıda bir şey olacak ama ne?" N'olur n'olmaz o gece şimşeklerin çaktığı yere gittiler yani Atabeg'in iş yerine. Nalı deliğin altındaki masaya koyduklarında naldan bir sayaç fırladı. Kırmızıyla bordonun çizgiler hâlinde süslediği bu sayaç, nalın yanına yerleşti ve saat altıya yaklaştıkça sayaç sıfıra yaklaşıyordu. Sayaç sıfırı gösterdiğinde Atabeg ve Devran saate baktılar, saat altı. Nal bu sefer bir yırtık oluşturdu. Yırtık tam da nalın arkasına minicik boyuyla geçmişti derken bir anda her şeyi içine çekmeye başladı. Nasıl oldu anlaşılmaz ama nal hariç her şey yırtığa doğru yaklaşıyordu. Nal, altındaki masa yırtığın içine çekilmiş olsa da havadaydı. İki ucunu havaya kaldırmış yırtığa meydan okuyordu. Atabeg ve Devran bir ipi bellerine doladılar ve Devran'ın işaretiyle yırtığa doğru atladılar. Yırtık artık duvar uzunluğuna gelmişti bile içinden geçmek zor olmayacaktı. Diğer tarafa ulaştıklarında, sanki yırtık sadece onları istiyordu. Yırtığa baktıklarında geldikleri yeri hiçbir şey olmamış gibi düzgün bir şekilde görüyorlardı. Bunu kafaya pek takmadan bu sessiz ovada gezmeye başladılar. Gözlerine minik bir kulübe takıldı. Köpek kulübesine benzeyen bu yapının kapısı vardı. Kapıyı Atabeg çaldı. Bu minik kulübeden sivri kulaklı minik burunlu bir canlı çıktı. Bu canlı Atabeg'e şifreyi sordu. Atabeg şaşkınlıkla Devran'a baktı. Devran "Kalk" dedi ve bu sivri kulaklı canlı, kulübesine girdi. İçeriden ilk önce bir şalter sesi geldi ve birkaç çark dönmeye başladı. Görünmez bir kalkanın içine saklanmış cennet benzeri bir diyar kalkanın tepesinden aşağı doğru yavaşça açılmaya başladı. Şaşkınlığını dizginleyemeyen Atabeg ve Devran hayranlık duyan bakışlarla kalkanın açılmasını izlediler. Kalkanın ardında onlarca fantastik canlı bir arada yaşıyordu. Devran'ın aklında ise buraya neden geldikleri, bilmeceyi hatırladı "Gidersin istediğin yere. Peki, neden burası?" diye düşünürken, arkasına sağına, soluna her tarafa baktı ve Atabeg'in fantastik canlılarla konuştuğunu ve kahkaha attığını gördü. Atabeg'in yanına gidip neden altın dolu bir oda hayâl etmedin diyerek sırıttı ve ardından açıkladı "Burası senin hayâl dünyan bilmeceyi hatırla, istediğin yere. Burayı sen seçtin ama neden?" Atabeg en büyük hayâlini hatırladı,"Pegasus! Burada onlardan biri var onu bulmalıyım," dedi fısıldayarak ve koşa koşa Pegasus'unu çağırmaya başladı. Bir süre bağırdı ve ümidini yitirdi. Uzaklardan bir ses duymaya başladı. Bulutlardan geliyordu ses, bulutların arasından hızla geçen bir şey. Atabeg merakla havaya baktı ve bulutları yaran bu canlı Atabeg'in yanına doğru süzülerek yaklaştı. Atabeg hiç korkmamıştı. Merakla bu canlıya baktı. Yanına inen bir Pegasus'tu. Şaşkınlıkla bu Pegasus'a bakan Atabeg mutluluğun yarattığı gözyaşlarına hâkim olamadı. En büyük hayali burnunun dibindeydi. Atabeg ile Pegasus göz göze geldiler. Atabeg Pegasus'un onu çağırdığını biliyordu. Bir seferde Pegasus'un üstüne oturan Atabeg'in "Deh!" demesiyle Pegasus havalandı ve ikisinin mutluluk sesleri ne kadar yükselirlerse yükselsinler karadan duyulabiliyordu. Yere indiklerinde Devran "Gitme vakti" dediğinde, Atabeg bir sarsıldı ve "n-n-nasıl?" diye kekelerken Devran "O da bizimle" dedi ve bunu duyan Pegasus havada taklalar atarak Atabeg'in yanına geldi. Pegasus ile kimsenin onları göremeyeceği bir yere gittiler ve sevinçlerini burada uçarken devam ettirdiler. İsar kitabının ilk bölümünü yazmayı bitirmişti, hayal dünyasını henüz keşfetmesine rağmen ilk bölümde ilk hayali Pegasus'a bile binmişti, tabii obsidyen nal sayesinde. Mutluluktan ağlamak istiyordu. "Erkek adam ağlamaz!" diye bu sefer dedesinin lafı geldi aklına. Kapağında "Düş Gezgini" yazan defteri kapattı ve kitaplığının rafına yerleştirdi. Tekrar "KALK" diye bir ses duyunca donakaldı. Bu ses, naldan çok daha ısrarcı ve tanıdıktı: "Oğlum, oğlum, oğluuuuummm... Öğlen oldu. İsar, hayaller ve gerçekler diye düşünüp gülümsedi. Kitabını bitireceği günlerin hayaliyle odadan ağır ağır çıktı"Düş Gezgini Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok