"Bir Kamp Macerası Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Bir Kamp Macerası Hikaye

Mert o gün yine erkenden uyanmıştı. Kalktı, odasının camını açtı. İçeriye mis gibi temiz hava doldu. Derin bir nefes alarak içine çekti. Yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdi ve her zamanki gibi sabah sporunu yaptı. Güzel kokular geliyordu mutfaktan. Annesi mükemmel bir kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltıya indiğinde annesi ve babası "Sana bir haberimiz vaar !" dediler. Mert şaşırarak "Ne?" diye sordu. Annesi ve babası Mert için bir kamp tatili ayarlamıştı. Mert daha önce hiç kampa gitmemişti; bu nedenle çok heyecanlandı. Bu ilk olacaktı. Mert heyecandan ve sevinçten havalara uçuyordu adeta. Annesi "Yarın yola çıkacağız fakat biz kampta seninle olmayacağız." dedi. Mert biraz üzülmüştü, ilk kampını ailesiyle yapmak istiyordu. "Anne! Siz de gelin." dedi birden. "Biz gelemeyiz maalesef." dedi annesi, üzülmüş bir şekilde. Mert yine de canını sıkmadı, yarın için hazırlanmaya başladı. Kendisini uzun bir maceranın beklediğini bilmiyordu. Mert hazırlıklarını tamamlamıştı ve uyumak üzere yatağına yattı fakat heyecandan gözlerine uyku girmiyordu. Bir şekilde uyudu. Sabah olduğunda erkenden kalktı ve hemen kahvaltıya oturdu. Annesine "Ne zaman gideceğiz? Çok heyecanlıyım." diye sorup durdu, ortalığı birbirine katıyordu. Sonradan çok fazla heyecanlandığını fark etti. Kahvaltı bitmiş, gitme saati gelmişti. Mert hâlâ heyecanını dindirememişti. Valizlerini arabaya yerleştirdiler ve yola çıktılar. Artık yolculuk başlamıştı. "Yolculuğumuz yaklaşık olarak üç saat sürecek." dedi annesi. Mert sıkılmamak için birkaç kitap getirmişti; birini seçip okumaya başladı. Kitap okurken uyuyakalmıştı. Arabadan garip garip sesler geliyordu. O seslerin gürültüsüne uyandı birden "İleride bir benzinlik var orada duruyorum." dedi babası. "Hey! Neler oluyor?" diyerek yattığı koltuktan doğruldu. Benzinliğe girmişlerdi. Meğer o sesler arabanın patlayan tekerleğinden geliyormuş. "Siz gidin atıştırmalık bir şeyler alın da ben şunun lastiğini değiştireyim," dedi Mert'in babası. Geri geldiklerinde babası hala lastiği değiştirmeye çalışıyordu. Mert babasına yardım etmeye karar verdi; böylece daha hızlı biterdi. Mert ile babası lastiği tamir edebilmişlerdi lakin yarım saat gecikmişlerdi. "Kampın başlama saatinde varabilecek miyiz?" diye sordu Mert. "Merak etme az kaldı zaten." dedi annesi. Mert birden rahatladı, yetişebilecekti artık. Kamp alanına çok az kalmıştı, yolda ilerlerken birden karşılarına bir geyik çıktı. Az kalsın geyiğe çarpıyorlardı ki Mert'in babası direksiyonu birden sola kırdı. Arabayla birlikte yolun karşı şeridine geçtiler; az kalsın karşı şeritteki arabaya çarpıyorlardı. Bu sefer karşı şeritteki araba sağa geçti. Herkes çok korkmuştu. Özellikle Mert korkudan tir tir titriyordu. "Siz iyi misiniz?" diye sordu annesi." İyiyiz diye, cevap verdiler ikisi de. Büyük bir kaza atlatmışlardı. Maceralı bir yolculuktan sonra neyse ki sağ salim kampa ulaştılar. Arabayı uygun bir yere park ettiler. Onları kampın görevlisi karşıladı. Kayıt işlemlerini tamamladıktan sonra annesi Mert'e "Hadi sen git; iyi eğlenceler." dedi. Mert "Görüşürüz anne, görüşürüz baba!" diyerek görevliyle beraber kamp alanına doğru yürüdü. Annesi ve babası da kamptan ayrıldılar. Mert "Burada arkadaş bulmak zor olacak galiba" diye düşünürken bir ses duydu. Bu en yakın arkadaşı Furkan'dı. Mert çok sevinmişti. Furkan "Ailelerimiz bize sürpriz yapmış." dedi. "Ne kadar iyi düşünmüşler. Ben de yalnız olacağım diye üzülüyordum." dedi Mert. İkisi de çok mutlu olmuştu. Orada görevli biri vardı. Onun yanına gittiler. Saat on iki buçuktu. Görevli herkesi yanına topladı ve kampla ilgili bilgiler vermek için konuşmaya başladı. "Merhaba arkadaşlar benim ismim Barış. Burada, birlikte çeşitli aktiviteler yapacağız. İlk kamp aktivitemiz rafting turu ile başlayacak, ondan sonra bir halat çekme yarışması ve son olarak dağ yürüyüşü..." Görevlinin lafını bitirmesini beklemeden herkes mutluluk çığlıkları atmaya başlamıştı. Görevli herkesi susturup "Fakat bu etkinliklerde bazı kurallar olacak; ilk ve birinci kural daima beni takip edin, ikinci kural topluluktan ayrılmayın, üçüncü kural eğlenmenize bakın. Hadi şimdi raftinge geçelim." Raftingte üç ayrı bot vardı. Mert "Bu bot nasıl?" diye sordu. Sonra Furkan'la beraber o bota binmeye karar verdiler. Her botta altı kişi vardı. Botlar nehirde peş peşe ilerlemeye başladı. Suların arasında hızla ilerlemek çok heyecan vericiydi. Bazen bot biraz yüksekten düşüp nehrin içinde hızla çalkalanıyordu. Öyle anlarda kalpleri yerinden çıkacak gibi çarpıyor, çığlık çığlığa bağırıyorlardı. İnanılmaz bir heyecan yaşıyorlardı. Rafting eğlenceli bir şekilde geçmiş ve herkes için muhteşem bir deneyim olmuştu. Kamp alanına döndüklerinde çok yorgundular ve kurt gibi acıkmışlardı. Görevlilerin onlar için hazırladığı mangal partisini görünce hepsinin gözleri parladı. Nefis köfte ekmeklerini yiyerek karınlarını doyurdular. Sonra görevli "Hadi şimdi herkes çadırlarını kursun ve gitar çalıp şarkı söyleyelim. Belki hikayeler de anlatırız." dedi. Herkes çadırlarını kurdu ve kamp ateşinin etrafında toplanıp şarkılar söylemeye başladılar. Çok eğlenceli bir kamp akşamıydı. Artık saat geç olmuştu ve yatma vaktiydi. Herkes çadırlarına gitti. Mert ve Furkan aynı çadırda kalacaklardı. Hemen yattılar. O kadar yorgundular ki hemen gözleri kapanmaya başladı. Yorgun ama mutlu bir şekilde uykuya daldılar. Sabah uyandıklarında hava mis gibiydi ve her yerden kuş cıvıltıları geliyordu. O kadar rahat uyumuşlardı ki hiç yorgunlukları kalmamıştı. Hemen hazırlanıp herkesle birlikte kahvaltılarını yaptılar. Görevli, kahvaltıdan sonra halat çekme yarışması yapılacağını söyledi ve bunun için herkesin kamp meydanında toplanmasını istedi. Herkes toplanmış görevlinin gelmesini bekliyordu. Görevlinin bir halat getirmesiyle halat çekme yarışması da başladı. Mert ve Furkan çok eğleniyorlardı. Halat çekme yarışında Mert ile Furkan'ın olduğu takım kaybetmişti ama onlar üzülmüyordu çünkü çok eğleniyorlardı. Görevli "Çocuklar son hazırlıklarınızı yapın dağ yürüyüşü etkinliğimiz yarım saat sonra başlayacak" dedi. Yarım saat sonra herkes kamp alanında toplanmıştı ve dağa doğru yürümeye başladılar. Dağdaki patikada yürürken Mert ile Furkan'ın yanına birkaç çocuk geldi. Çocuklardan biri "Kaybettiniz ağlayın ezikler!" diyerek ikisiyle dalga geçti "Neyi kaybetmişiz?" dedi Mert. "Oyunu kaybettiniz ya ezik." dedi yine aynı çocuk. Mert "Biz eğlencesine oynadık zaten kaybetsek de önemli değil, önemli olan eğlenmek" diye cevap verdi çocuğa. Çocuk sinirlenerek Mert'i itti. Çocuk "Hadi gidelim çocuklar." diyerek diğer arkadaşlarına seslendi. Tam gideceklerken Furkan "Mert iyi misin, hey bunu ödeyeceksin." diyerek tam çocuğu itecekti ki görevli geldi. Görevli "Hasan! Burada kavga istemiyorum, hareketlerine dikkat et." dedi. "Ama..." dedi Hasan. Görevli "Hiç savunma kendini şu çocuklardan da uzak dur." diyerek Mert'i kaldırdı. Mert teşekkür etti ve Furkan ile oradan uzaklaştılar. Hasan onlara daha çok kızmıştı. Mert'e "Bu iş daha bitmedi." dedi ve oradan uzaklaştı. Dağın zirvesine kadar gelmişlerdi. Herkes o mükemmel manzaranın tadını çıkarıyor, fotoğraf çekiyordu. Mert, Furkan'a "O çocuk bir daha bize bulaşmaz inşallah." diyerek söyleniyordu. Furkan "Aman bulaşırsa bulaşsın biz ikimiz kimsenin tatilimizi bölmesine izin vermemeliyiz." dedi. "Doğru diyorsun." diye karşılık verdi Mert. Görevlinin "Hadi çocuklar toplanın bir fotoğraf çekelim." demesiyle herkes kameranın önüne geçti. Fotoğraf çekildikten sonra hep beraber patikadan aşağıya indiler. Akşam olmuştu. Görevli "Yemek saatine kadar serbestsiniz" dedi. Herkes çadırlarında dinlenmeye çekildi. Yemek hazır olduğunda karınlarını doyurdular ve yine ilk akşamki gibi ateş etrafında gitar çalıp şarkı söylemeye başladılar. Herkes çok eğleniyordu ama Hasan hala Mert ve Furkan'a çok sinirliydi, onlar yüzünden ceza almıştı. Furkan ile Mert çok eğleniyorlardı. Uyuma vakti gelmişti. Ateş söndürülmüş herkes uykuya dalmıştı. Hasan, Furkan ile Mert'in çadırının yanına gelmiş ve çadırın üstüne mavi ve pembe boya dolu kovalar yerleştirmişti. Hasan, onlar dışarı çıktığında boyanın nasıl üzerlerine döküleceğini düşünüp gülerek oradan uzaklaştı ama Mert'in uyumadığını ve onun videosunu çektiğini bilmiyordu. Mert kovaları Hasan'ın olduğu çadıra taşıdı; içinden "Bize boya dökmek neymiş göreceksin!" diyerek çadırına girdi. Sabah uyandığında Hasan'ı gördü; üstü başı mavi ve pembe boyayla kaplanmıştı. Furkan'ı kaldırdı ve olanları anlattı; ikisi de kıkır kıkır gülüyorlardı fakat gülmeleri uzun sürmedi. Hasan onları şikâyet etmişti. Görevli onların çadırının önündeydi ve Hasan da yanındaydı. Görevli kızgın bir şekilde "Siz mi yaptınız?" diye sordu. Mert hiç endişelenmeden çektiği videoyu görevliye gösterdi. Görevli Hasan'a "Hadi sen kıyafetlerini değiştir." dedi. Hasan oradan uzaklaşırken "Videomu nasıl çekmiş." diye mırıldanıyordu. Görevli Furkan ile Mert'e kızmadı ve çadırdan ayrıldı. Hasan kıyafetlerini değiştirdiğinde görevli ona "Bunu neden yaptın?" diye sordu. Hasan "Ama onlar benim üstüme döktü." diye cevapladı. Görevli "Olsun, ilk sen yapmışsın; ceza vermiyorum iki tarafa da iki tarafın da suçu var neredeyse." dedi. Hasan teşekkür etti ve oradan ayrılıp Mert ile Furkan'ın yanına gitti. Onların yanına gelince kızgın bir şekilde "Bana bulaşmayın!" dedi. Mert "Sen başlattın." dedi. Bu söz Hasan'ı daha çok kızdırdı. "Sen sonra göreceksin." dedi ve oradan uzaklaştı. Kahvaltı zamanı gelmişti. Herkes kahvaltı sofrasına oturdu. Hasan sofrada değildi. Görevli "Siz kahvaltınızı yapın çocuklar; ben Hasan'ı bulup geliyorum." dedi. Hasan, Mert ile Furkan'ın çadırına girmiş ve içine plastik akrep koymuştu. Görevlinin sesini duyunca çadırdan çıktı ve görevlinin yanına gitti. "Neredeydin?" dedi görevli. Hasan "Tam geliyordum siz geldiniz." dedi. Ucuz atlatmıştı. Sonra kahvaltıya geçtiler. Hasan kahvaltıda Mert'in nasıl korkacağını düşünüyordu. Kahvaltıdan sonra görevli "Bugün sizlerle birlikte bir oyun oynayacağız. Oyunda iki ayrı gruba ayrılacaksınız bu gruplar farklı yerlere gidecek ve ormanda olan izleri takip ederek aynı noktaya ulaşacaklar. Ormanda iz sürerken dikkatli olun izler her yerde olabilir. Son olarak ormandan kendinize örnek toplayabilirsiniz ama doğaya zarar vermeyiniz." dedi ve çocukları iki gruba ayırdı. Hasan, Mert ve Furkan aynı gruptaydı. Hasan onlarla aynı grupta olmak istemese de başka bir çaresi yoktu. İz bulma oyunu başladı. İki grup da aynı hızla ilerliyordu. Mertlerin olduğu takım hızlanmaya başladı. İzleri ve bilmeceleri çok hızlı buluyordu. Diğer grup biraz yavaştı. Mertlerin olduğu takım son bulmacaya gelmişti ve son bulmacayı da çözdüler. Sonra son yerde bir kutu ve bir bayrak vardı. Bu kutuda bir zarf vardı zarfta bir şeyler yazıyordu: Çocuklar bilir misiniz? Bir insanın yaşaması için bir başka insan gereklidir, bir insanın eğlenmesi için başka insan gereklidir. Bir insanın yaşaması için çok iyi bir dost gereklidir. Hasan bu notu okuduktan sonra çadıra koyduğu akrebi hatırladı. "Keşke koymasaydım." diyordu içinden. Artık çok geçti. Diğer takım da gelmiş notu okumuştu herkes çok mutluydu. Görevlinin de gelmesiyle herkes kamp alanına geri döndü. Kamp alanına geldiklerinde, Mert ile Furkan bir şeyler almak için çadıra girecekti ki girmeleriyle çıkmaları bir oldu. Çok korkmuştular. Çadırın dışında Hasan'ı gördüler. Hasan "O akrebi ben koydum, çok üzgünüm. Hiç gerçek dostum yok ama siz çok yakın dostsunuz sizi kıskanıyordum o yüzden size kötü davrandım." dedi üzüntülü bir şekilde. Mert ile Furkan çok üzüldüler. "Sen de bize katıl." diye bir teklif sundular. Hasan teklifi kabul etti ve o konuşmadan sonra üç arkadaş hep bir aradaydı. Çok eğleniyorlardı. Ama çok uzun sürmedi; çünkü üçü arkadaş olduğunda kamp tatilinin son günüydü. Üç arkadaş çok güzel anlaşıyorlardı. Son dakikada arkadaş olduklarına biraz üzülmüşlerdi. Keşke ilk günden itibaren arkadaş olsaydık diye düşündüler. Kötü başlayan arkadaşlıkları güzel sonuçlanmıştı. Buna sevindiler. Aralarında geçen kötü olaylara bile şimdiden gülmeye başlamışlardı. Kötü başlayan arkadaşlıkları onlar için tatlı bir anı olarak kalacaktı. "Arkadaşlığımızı bundan sonra da devam ettirelim." dedi Mert. Kamptan ayrıldıktan sonra da görüşebilmek için birbirlerinin telefon numaralarını kaydettiler. Bundan sonra konuşabilecekleri için çok mutluydular. Barış abi de Hasan'ın arkadaş bulmasına sevinmişti. Kampın son günüydü. Herkes toplandı ve gitmeye hazırdı. Üç arkadaş son kez vedalaştılar ve çıkışa doğru yürümeye başladılar. Mert annesi ile babasını gördü ve koşarak onlara sarıldı. Onları çok özlemişti. Sonra onlara Hasan'ı tanıttı. Mert'in anne ve babası en iyi arkadaşı dışında başka bir arkadaş bulmasına sevinmişti. Mert ve Furkan'ın aileleri Hasan'a "Senin ailen nerede?" diye sordular. Hasan "Birazdan gelirler." dedi. "İstersen seninle bekleyelim." dedi Mert'in annesi. Hasan "Fark etmez." dedi. Beklemeye başladılar. Mert ve Furkan'ın ailesi kendi aralarında sohbet ederken çocuklar da son dakikalarını koşup oynayarak geçiriyordu. Çok geçmeden Hasan'ın ailesi de geldi. Mert ile Furkan'ın ailesiyle tanıştı. Aileler çocuklarının güzel arkadaşlıklar edinmesine ve eğlenceli bir tatil geçirmesine sevinmişlerdi. Seneye yine birlikte kamp yapmak için sözleşerek ayrıldılar. Üçü de ailelerine maceralarını anlatıyordu. Üçü de çok mutluydu.

"Bir Kamp Macerası Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.