“Aşağıda verilen metinlerdeki akıl yürütme biçimlerini, tutarlı ve çelişik ifadelerin neler olduğunu bulunuz.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz. Aşağıda verilen metinlerdeki akıl yürütme biçimlerini, tutarlı ve çelişik ifadelerin neler olduğun
“Aşağıda verilen metinlerdeki akıl yürütme biçimlerini, tutarlı ve çelişik ifadelerin neler olduğunu bulunuz.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
Aşağıda verilen metinlerdeki akıl yürütme biçimlerini, tutarlı ve çelişik ifadelerin neler olduğunu bulunuz.
Soru: Aşağıda verilen metinlerdeki akıl yürütme biçimlerini, tutarlı ve çelişik ifadelerin neler olduğunu bulunuz.
Metin 1
"(...) Zihin sonsuzluk idesini şu şekilde edinir. Dış duyularımızı etkileyen belirgin uzam parçaları zihne sonsuz idesini de taşırlar; saatler, günler ve yıllar gibi zamanı ve süreyi ölçmede kullandığımız genel art ardalık dönemleri sınırlı uzunluklardır. Güçlük uçsuz-bucak- sız ve öncesiz-sonrasızlığa ait sınırsız ideler nasıl kavuştuğumuzdadır; çünkü çevremizdeki nesneler bu genişliğe göre çok güdük kalır.
(...) Bir fit (ayak) gibi belli uzay uzunluklarının herhangi bir idesini (fikrini) taşıyan herkes o ideyi yineleyebildiğini görür ve onu bir öncekine ekleyerek iki fit idesini, bir üçüncüyü ekleyerek üç fit idesini oluşturur ve bu ya da başka uzunluk biriminin sürekli katlanması ile istediği kadar idesini (fikrini) genişletir ki başlangıçtaki kadar uzaktır ve artık durması için neden yoktur: Uzay idesini genişletme kapasitesi hâlâ aynı düzeydedir; işte bu noktada sonsuz uzay fikrine zaten kavuşur. (...) Bu zihnin sonsuz uzay idesini edinme yoludur. (...)"
John Locke, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme
(Kısaltılmıştır.)
Cevap: John Locke, zihnin sonsuzluk idesini nasıl edindiğini mantıksal bir şekilde açıklar. Locke'a göre, basit bir uzunluk birimi olan bir fit'i alarak ve bu ideyi tekrar tekrar ekleyerek, zihin sonsuz uzay idesini elde eder. Bu akıl yürütme, bireyin zihinsel kapasitesini ve dış dünyayı nasıl anladığını gösterir; bu akıl yürütme tutarlı ve belli bir mantıksal yapıya sahiptir.
Metin 2
"(...) Birine karşı dostluk duygusunu, kendinizi değil onu düşünerek, onun için iyi olduğuna inandığınız şeyler dilemek ve bu şeyleri elinizden geldiğince yaratmak istemek diye tanımlayabiliriz. Bir dost, bu duyguları duyan ve karşılığında da aynı şeyleri uyandıran kişidir: birbirlerine karşı bu duyguları hissettiklerini düşünen kimseler kendilerini dost sayarlar. Bu böyle kabul edilince, dostunuzun, iyi şeylerde sevincinizi, hoş olmayan şeylerde acınızı, başka bir nedenle değil de sizin adınıza paylaşan bir insan olduğu sonucu çıkar ortaya. Onun bu sevinci ve acısı, size karşı iyi dileklerinin bir nişanesi olacaktır çünkü bizler arzu ettiğimiz şeyleri elde edince mutlu, arzu etmediğimiz şeyleri elde edince acı içinde hissederiz kendimizi. O zaman aynı şeylerin kendilerine iyi ve kötü geldiği kimseler dosttur... Kendileri için diledikleri şeyleri birbiri için dilemekle birbirinin dostu olduklarını gösterirler. Yine ya kendimize ya da sorumluluğumuz altındaki kimselere, ister büyük işlerde, ister basit konularda, isterse belli bir sıkıntı anında, yeter ki bizim iyiliğimiz için olsun, iyi davranmış olan kimselere karşı dostluk hissederiz. Bir de bize karşı iyi davranma arzusunda olan kimselere (...)”
Aristoteles, Retorik (Kısaltılmıştır.)
Cevap: Aristoteles, dostluk kavramını derinlemesine inceleyerek, dostluk duygusunun nasıl oluştuğu ve bu duyguların karşılıklı olarak nasıl hissedildiği üzerine akıl yürütüyor. Aristoteles, dostluğun karşılıklı iyi niyet ve empati temelinde oluştuğunu iddia eder. Aristoteles’in dostluk üzerine akıl yürütmesi, insani ilişkiler ve etik konseptleri üzerinde tutarlı ve mantıksal bir düşünce sergiler.
Metin 3
"(...) Tanım III: Kendi başına var olan ve kendisi ile tasarlanan, yani kendisini teşkil edecek başka hiçbir fikrin yardımı olmaksızın hakkında fikir edindiğimiz şeye cevher diyorum.
(...) Önerme XIV: Tanrıdan başka cevher olamaz ve tasarlanamaz.
Kanıtlama: Tanrı mutlak olarak sonsuz bir varlık olduğu, bir cevherin özünü ifade eden bütün sıfatlara sahip bulunduğu ve zorunlu bir varlığı olduğu için, Tanrı'dan başka bir cevher olmuş olsaydı, bu cevherin ancak Tanrı'nın sıfatlarından biri yardımıyla açıklanabilecek çeşitte olması gerekirdi. Böylece bu cevher Tanrı ile aynı sıfata sahip olacak ve bunun sonucunda aynı sıfata sahip iki cevher bulunacaktı ki, bu da saçmadır, bundan dolayı bu iki cevher ne aynı olacak olan sıfatlarıyla, ne de cevherin tabiatını asla değiştirmeyen tavırları ve duygulanışlarıyla birbirlerinden ayrılamazlar, öyle ise Tanrı'dan başka cevherin olmayacağı ve bunun sonucunda ondan başkasının tasarlanamayacağı doğrudur. Zira eğer başkası tasarlansaydı, zorunlu olarak onu var gibi tasarlamak gerekecekti; çünkü cevher fikri varlığın zorunluluğunu gerektirir, halbuki Tanrı'dan başka bir cevher -bu kanıtlamanın birinci bölümüne göre- var diye tasarlanamaz. Demek ki bu saçmadır. Öyle ise Tanrı'dan başka bir cevherin olmayacağı ve tasarlanamayacağı doğrudur.
Önermenin sonucu I: Buradan çok açık olarak şu sonuç çıkar ki, tek bir Tanrı vardır, yani onuncu önermenin notunda söylemiş olduğumuz gibi tek bir cevher vardır. Âlemde mutlak olarak sonsuz tek bir cevher vardır.
Önermenin sonucu II: (...) Yine buradan şu sonuç çıkar ki uzamlı şey ile düşünen şey Tanrı'nın ya sıfatları ya da Tanrı'nın sıfatlarının duygulanışlarıdır; Çünkü var olan her şey, kendi başına ya da bir başkasında vardır, yani ya bir cevherin sıfatı ya da duygulanışıdır. (...)"
Baruch Spinoza Etika
(Kısaltılmıştır.)
Cevap: Baruch Spinoza'nın bu metni, mantıksal ve ontolojik bir çerçevede Tanrı'nın varlığı ve eşsizliği üzerine derin bir analiz sunuyor. Spinoza, Tanrı'nın mutlak ve sonsuz bir varlık olduğunu ve bu nedenle başka bir cevherin (varlık) olamayacağını savunur. Metinde kullanılan akıl yürütme oldukça tutarlıdır ve teorik bir perspektiften Tanrı'nın varlığı ve doğası ile ilgili argümanlar sunar. Ayrıca, Spinoza varlık kategorilerini ve onların Tanrı ile ilişkilerini mantıksal bir şekilde tartışır.
Metin 4
"(...) Yunanistan'da felsefe yapanlar tarafından iyi ve kötü hakkında iki türlü ifade söylenir kullanılır. Çünkü kimine göre iyi başka, kötü ise başka bir şey iken kimine göre her ikisi de aynıdır. Kimilerine göre iyi olan başkalarına göre kötüdür ve aynı insan için kimi zaman iyi olan
kimi zaman kötüdür. (...)"
Cevap: Bu metinde, felsefi bir perspektiften iyi ve kötü kavramları inceleniyor. Yunan filozofların farklı bakış açılarına değinilerek, iyi ve kötü hakkındaki göreceli anlayışlar dile getiriliyor. Metinde, iyi ve kötü kavramlarının göreceli ve durumsal olabileceğini, farklı bireyler ve farklı durumlar için farklı anlamlar taşıyabileceğini akıl yürütülüyor. Bu metin, ahlaki relativizm konseptini ele alır ve bireysel veya kültürel farklilikları vurgular, fakat argümanlar çok detaylı değildir ve konuyu geniş bir perspektiften tartışmaz.
Metin 5
"(...) Muhalifimiz bir tez ileri sürdü (ya da kendimiz, fark etmez). O tezi çürütmek için yararlanacağımız iki yöntem ve takip edeceğimiz iki yol vardır.
1. Yöntemler: a) Konuya ilişkin b) tartıştığımız insana ilişkin ya da muhalifin varsayımına yönelik: yani bizim ileri sürülen önermenin ya eşyanın tabiatına aykırı olduğunu, nesnel hakikate kesin uymadığını ya da bunun muhalifimizin başka iddialarıyla ya da itiraflarıyla çeliştiğini göstermemiz lazım, yani nispeten öznel, hakikatin ona göründüğü şekliyle yapmamız lazım. Son belirtilen yöntem sadece göreceli bir ispatlamadır ve nesnel hakikat için bir şey ifade etmez.
2. Yollar: İzleyeceğimiz iki yol vardır: a) doğrudan çürütme, b) dolaylı çürütme. Doğrudan çürütme, teze gerekçeleri bakımından, dolaylı çürütme ise sonuçları bakımından saldırır. Doğrudan çürütmede tezin doğru olmadığı gösterilir, dolaylı çürütmede ise tezin doğru olmasının mümkün olmadığı gösterilir.
a) Doğrudan çürütmede iki seçeneğimiz vardır: Ya muhalifimizin ileri sürdüğü gerekçelerin yanlış olduğunu gösteririz ya da gerekçeleri kabul ederiz ama iddianın o gerekçelerin sonucu olmadığını gösteririz, yani sonuca ya da sonucun biçimine saldırırız.
b) Dolayiı çürütmede çevirme ya da karşı örnek kullanırız. Çevirme: Muhalifin önermesini doğru kabul ederiz; sonra onu doğru kabul edilen başka önerme ile bağlantı içine sokup her iki önermeyi de yanlışlığı apaçık olan bir sonucu ortaya çıkaran bir akıl yürütmenin öncülleri olarak kullanırsak ortaya ne çıkar onu gösteririz. Besbelli ortaya yanlış bir sonuç çıkar, ya eşyanın tabiatına uymaz ya da muhalifin diğer iddialarıyla çelişir, yani sonucun yanlış olması gerekir (...) çünkü yanlış öncüllerin her zaman yanlış önermeleri olmaz ama doğru öncüllerin sadece doğru sonuçları olur. İtiraz/Karşı Örnek: Muhalifin kendi beyanlarına dâhil olan ama o beyanlarla çelişen aykırı örneklere doğrudan işaret edilmesi yoluyla genel önermenin çürütülmesi; yani örneklerle beyanlar birbirlerine uymadıkları için önermenin kaçınılmaz olarak yanlış olduğu gösterilmektedir. (...)"
Arthur Schopenhauer, Haklı Çıkma Sanatı, Eristik Diyalektik
(Kısaltılmıştır.)
Cevap: Arthur Schopenhauer'ın "Haklı Çıkma Sanatı, Eristik Diyalektik" isimli eserinde geçen bu bölüm, muhalif bir tezi çürütme yöntemlerini ve yollarını analiz ediyor. Schopenhauer bu süreçte iki ana yöntem ve iki ana yol olduğunu belirtiyor: konuya ilişkin ve tartıştığı kişiye ilişkin yöntemler; doğrudan ve dolaylı çürütme yolları. Ayrıca, Schopenhauer çürütme sürecinin mantıksal ve stratejik boyutlarını detaylandırıyor.
“10. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Bilim ve Kültür Yayınları Sayfa 36 Cevapları” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok