“Adabımuaşeret Ders Kitabı Cevapları Sayfa 105 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Adabımuaşeret Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 105

Misafir gelmedikçe kapısı açılmaz, kışın sobası yakılmazdı. Apartman düzenine geçildikten sonra evin en iyi bölümü olan salonlar misafir odası olarak kullanılır, kapıları yine kapalı tutulurdu. Fakat bu çaba uzun sürmedi. 80'lerde gençliklerini yaşayanlar evin en iyi odasının misafirlere saklanmasını kabullenmediler ve ailelerin günlük hayatı salonlara tabiydi. Çeşit çeşit misafirlik vardı. Kadınlar arasında yapılan kabul günleri, akşam oturmaları, yatılı misafirlikler, yemek misafirlikleri... Hepsinin kendine göre bir adabı, uyulması gereken kuralları vardı. (...) Teklifsiz gidilmeyen bir komşuya ve uzun zamandır ziyaret edilmemiş bir ahbaba gitmek üzere birkaç kadın sözleşirler, ev sahibine haber vermek üzere bir çocuk gönderirlerdi. Çocuğa ne diyeceği iyice belletilirdi. Çocuk annesinin ve diğer “teyzelerin” gitmek istedikleri kadının kapısını çalar, tam öğretildiği şekilde “Bir maniniz yoksa annemler size gelecek.” derdi. Böyle durumlarda aslolan ev sahibinin çocuğa “Buyursunlar!” demesiydi. Kadınlar arasında bir misafirlik jargonu vardı. Oğlu ya da kızı evlenmiş bir kadına “Allah mesut etsine”, oğlu askere veya uzak bir yere giden kadına “Allah kavuştur- suna”, doğum yapmış kadına veya annesine “göz aydınına”, ziyaret edilecek olan kadın yeni bir ev almış da taşınmışsa “güle güle oturuna” gidilir; bu ziyaretlerin adı, hasta ziyaret edilecekse “geçmiş olsuna”, gidilecek kişi bir yakınını kaybetmişse “başsağlığına” gitmek olurdu. Televizyonun hayata girişiyle birlikte tüm kuralları ve adabıyla birlikte kaybolan misafirlik türü akşam/gece oturmaları oldu. Bunlar ailece yapılan ziyaretlerdi. (...) Bu tür ziyaretler genellikle aile dostları arasında yapılırdı. Her evde yatıya gelecek misafir için yatak, yorgan, havlu bulunur, hemen her eve sık sık yatıya misafir gelirdi. 70'lerin çocukları televizyonun henüz hayata girmediği ve uzun gecelerin çok sıkıcı geçtiği yıllarda, eve yatıya gelen misafirler gitmesin isterlerdi. Sürekli yenip içilir, misafir çocuklarla oynanır, gülünür, evde bir hareket ve neşe hüküm sürer, bu da çocukları çok eğlendirirdi. Yatıya gelen misafir yakın akraba ise uzun kalabilirdi. Uygun yataklar yapılır, evde fazla divan yoksa yere yatak serilirdi. Evde birbiriyle akraba birkaç çocuk bulunuyorsa, yere serilen yataklara çocuklar yatırılır, onlar bu yeni durumdan çok hoşlanırlar, bir türlü uyumazlar, gülüşürler, bazen kavga ederler, “bir iki üç tıp” oynarlar, ya büyüklerinden azar işiterek susarlar veya uyuyakalırlardı. Misafirliğe eli boş gitmek olmazdı. Günlük misafirlikte genellikle şeker veya tatlı götürülürken; yatıya gidilecekse ev halkının gönlünü almak üzere mendil, çorap, havlu, kumaş, nakışlı örtü, vazo, biblo, çocuklara oyuncak, çikolata, terlik gibi hediyeler götürülürdü. Yatıya gelmiş ve başka bir şehre dönecek olan misafir mutlaka yolcu edilir, trene veya otobüse bindirilir, eğer almamışsa bileti bütün itirazlara rağmen ev sahibi tarafından alınır, yolculuk uzun sürecekse misafirin yanına börek, ekmek arası kuru köfte gibi yolluk verilirdi. Haberli ya da habersiz gelsin, tüm misafirlere yapılacak ikramın ve ağırlamanın bir sırası ve adabı vardı. 70'li yıllarda orta-üst sınıflarda bile eve ayakkabıyla girilmezdi. Bu nedenle gelen misafire hemen terlik verilir, her evde misafir terliği bulundurulurdu. Gelen misafir, misafir odasına alınır, yer gösterilir, oturtulur ve hatır sorma seremonisi başlardı.
  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

Meb Yayınları Adabımuaşeret Ders Kitabı Sayfa 105 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.