9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4
“9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz. 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4 bir de karısı ölmüş olan Ferhat Beyle yapyalnız o
“9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4
bir de karısı ölmüş olan Ferhat Beyle yapyalnız oturuyordu. Bir iki ihtiyar emektar, iki hafta sonra beni -ilk yapılacak iş bu imiş gibi- evlendirdiği yetiştirmesi Emine beraberlerinde idi. lk önce ikinci katta kendi odasına çıktık. Üzerinde küçük Hint işi bir çekmece duran bir sedire beni oturttu. Çekmecenin üstünde zarf zarf mektuplar, herbirinin yerini ayrı ayrı bildiği zarfından çıkarıp bana uzatıp gösterdiği fotoğraflar vardı.
Ona iş bulmak için çektiğim sıkıntımı anlattım. Bana hak verdi. Beraberce aramayı vadetti. Fakat iş yoktu. Abdüsselâm Bey’in eski tanıdıkları ya ortadan çekilmişler, yahut da adamcağıza ehemmiyet vermiyecek derecede değişmişlerdi. Birkaç gün sağa sola gidip geldikten sonra tahsilimi tamamlamama karar verildi. Onun ve bilhassa Ferhat Bey’in teşvikiyle Posta Telgraf Mektebine girdim. Mekteplerin hemen hemen bomboş olduğu, neredeyse araya simsar koyarak mükâfat vadederek öğrenci aradıkları bir zamanda, hiç olmazsa dışarıdan en mütevazisi gibi görünen bu mektebi acaba neden seçmiştiler? Hakikat şu ki, beni o kadar sevmelerine rağmen hakkımdaki düşünceleri değişmemişti. Mamafih Abdüsselâm Bey bunun için mühim başka sebepler de gösteriyordu. Tahsil kısa idi. Talebeye ufak bir geçim parası veriliyordu. Ayrıca da telgrafçılığın saatçiliğe benzediğine hükmetmişti. Bu hükmü, belki alıcı ve verici aletlerin tıkırtı ile çalışmasından geliyordu. Belki de sadece işin içinde alet denen şeyin bulunması yüzündendi.
-Senin için bir şeyler kurcalamak lâzım geldiğine göre iyi kötü bu merakını bu işte tatmin edersin... diyordu.
Mektebe yazıldıktan, yani kendime ait şöyle böyle emniyetli bir istikbalin eşiğine ayak bastıktan sonra, bir gün Abdüsselâm Bey benim behemehal Emine ile evlenmem lâzım geldiğini söyledi. Zaten evinden çıktığım yoktu. Kendisi sabah akşam bunun için ısrar ediyordu. Evlenme işi bu yakınlığı rahatlaştıracak, tabiî kılacaktı.
Mademki baba oğul gibiyiz. Emine ile bu baba oğulluk bir düğüm daha kazanacaktı. Emine benden iyisini bulamazdı. -Hakikatte bulurdu. Bulması lâzımdı. Zavallı Emine! -Benim de şimdilik ondan iyisini bulmam oldukça güctü. Arada yabancılık denen şey, binaenaleyh alışma güçlüğü, falan da yoktu. Yeni ve parasız evlileri o kadar korkutan ev açmak, geçim sıkıntısı, yalnızlık gibi şeyler de -Abdüsselâm Bey bu yalnızlık kelimesinin üstünde bilhassa duruyordu- bu sıkıntılı zamanda, çarşı diliyle işlerin kesat gittiği günlerde, zarurî olarak ev kadrosuna, hattâ ısrar ettiği gibi üvey annem gelirse, iki kişi birden ilâve etmiş olacak, senelerdir o kadar aksi giden talihinden bu suretle öç alacaktı.
Üvey annem gelmedi. Babamla o kadar mesut olduğunu sandığı evi terk etmek istemiyordu. însanların saadet anlayışları da gariptir. Kitaplara bakarsanız, kendilerini dinlerseniz, insan oğlunun esas vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. Beylik söziyle, hayata hükmeder. Fakat kendi hayatlarına teker teker bakarsanız bu yapıcı unsurun zerre kadar müdahalesini göremezsiniz. Bütün telâkkileri, hususî bağlanışları hep bu aklın varlığını yalanlar. Üvey annem, Soğanağadaki evde bizimle beraber oturmayı, “Bir başkasının evinde benim ne işim var? Haydi, senin hakikî annen olsam neyse. Sana bile bakıma yabancı sayıldığıma göre.” gibi bir sebeple reddetseydi aklım elbette yatardı. Fakat senelerce uzakta bekledikten sonra bir sığıntı gibi girdiği, hiçbir zaman hakkiyle benimsenmediği, o kadar yıl bir yatalağa baktığı, bir gün yüzü gülmediği evimizi, geçmiş saadetleri adına bırakmıyacağını söylemesi beni âdeta çıldırtmıştı. (...)
Tanpınar, A. H. (1992). Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dergâh Yayınları, İstanbul, s.67.
Kelime Dağarcığı:
behemmehâl: Her halde, ne olursa olsun, mutlaka. bilhassa: Özellikle. binaenaleyn: Bundan dolayı, bunun için, bunun üzerine. debdebe: Görkem. istikbal: Gelecek. mamafih: Bununla birlikte. mazi: Geçmiş. muvazeme: Denge nisbî (nispi): Birbirine göre, önceki duruma göre. nizam: Düzen, kural. saadet: Mutluluk. zarurî (zaruri): Zorunlu, gerekli.
- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 4 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok