“9. Sınıf Tarih Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 273” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

9. Sınıf Tarih Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 273

CİHAN HAKİMİYETİ

Yönerge: Metinden hareketle soruları cevaplayınız.

CİHAN HÂKİMİYETİ

Cihana hâkim olma ve yönetme düşüncesi tarihte kurulan Türk devletlerinin ortak özelliğidir. Cihanşümul, yani bütün cihanı içine alan bir devlet fikrinin esas amacı, dünyanın dört köşesi üzerinde Türklerin hâkimiyetini sağlamak ve “güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar” her tarafa Türk adaletini yaymaktır. Yapılan göçler ve fetihler bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Bu düşüncenin oluşmasında eski Gök Tanrı inancının izleri görülür. Türkler, cihan hâkimiyetini kendilerine, Tanrının verdiğine inanırlardı. Tanrı, yönetme yetki ve gücünü Türk kağanına vermiştir. Kök Türk kitabelerinde Bilge Kağan; “Tanrı irade ettiği için tahta oturdum, dört yandaki milletleri nizama soktum.” ifadesi ile Tanrıya olan imanını ve sahip olduğu hâkimiyeti Tanrıdan aldığını ortaya koymuştur.

Cihana hâkim olma arzusu, Türk destan ve efsanelerinde de yer almaktadır. Oğuz Kağan’ın yanında ak sakallı, kır saçlı, uzun tecrübeli bir ihtiyar vardı. O anlayışlı ve asil bir insandı. Günlerden bir gün uykusunda bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gün doğusundan ta gün batısına kadar ulaşırken üç gümüş okta kuzeye doğru gidiyordu. Uykudan uyanınca düşte gördüğünü Oğuz Kağan’a anlattı ve “Ey Kağanım, senin ömrün hoş olsun, Gök Tanrı düşümde verdiğini hakikate çıkarsın, Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna bağışlasın.” dedi. Ayrıca Oğuz Kağan’ın 6 oğlunun isimleri de Türk cihan hâkimiyeti anlayışı ve düşüncesini belirtmektedir: Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz.

Türklerin Orta Asya bozkırlarından coşku ile getirdikleri cihan hâkimiyeti ülküsüne, İslamiyet’i kabul etmekle dinî bir amaç da eklenmiş oluyordu. O da İslâm dininin öğretisini yüceltmek ilkesi.
Yeni bir dinin kabulü milletlerin hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bunun en belirgin örneğini Türk milletinin tarihinde bulmaktayız. Türkler tarih boyunca millî dinlerini terk ederek Budizm, Maniheizm, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinleri benimsemişlerdir. Ancak bu dinlerin yapısının Türklerin milli bünyesine ve karakterine uymaması, Türklerin benliklerini ve Türklük özelliklerini kaybetmesine sebep olmuştur. Diğer dinlere tepki göstermelerine rağmen İslamiyet’e karşı çıkmak şöyle dursun kendi istek ve iradeleriyle rahatlıkla İslamiyet’i benimseyip kabul etmişlerdir. Allah’ın sıfatları, ahiret hayatı, kadere iman, ahlâk anlayışı sevap-günah, cennet, cehennem, şehitlik, aile hayatı, fetih anlayışı, cihat, adalet, hâkimiyet, vatan sevgisi, bağımsızlık aşkı gibi konularda İslam dininin ortaya koyduğu prensip ve esaslarla Türklerin benimsemiş olduğu inanç sistemi ve ilkeler arasında büyük bir uyum olması onların İslam’a bakış açılarını etkilemiştir.

Savaşçılıkları ile öne çıkmış olan Türk milletinin, İslam’ın cihat anlayışını ve şehitlik fikrini, kendi töre ve ideallerine uygun bulması, onların İslamiyet’i seçmelerinde önemli bir teşvik unsuru olmuştur. İslamiyet’i yaymak gayesiyle Müslüman olmayanlara karşı savaşmak da her Müslüman için kutsal bir görevdi. Türklerde de bir kimsenin büyüklüğü savaşta öldürdüğü düşman sayısı ile ölçülür ve takdir edilirdi. Hatta onlar, savaşta ölmeyi şan ve şeref bilirlerdi. İslam dini savaşlarda elde edilen ganimeti helal sayıyordu. Türklerde de savaşlarda ve akınlarda düşmanın birikmiş mal ve servetini elinden almak, hayatlarında önemli bir yer tutuyordu.

Türklerin Müslüman olmasıyla birlikte toplumsal yaşamın tüm alanlarında İslam dini belirleyici olmaya başlamasına rağmen, Orta Asya Türk egemenlik anlayışı devam etmiştir. Dolayısıyla Bozkır Türk Devlet hükümdarının vazifelerinden sayılan “cihanı idare etme” düşüncesi Türk-İslâm devletlerinde de yaşamaya devam etmiştir. Türklerin millî bünyesine, ruh ve karakterine uyan İslâm dinini kabul etmeleri onlara yeni bir atılım gücü kazandırdığı gibi millî varlıklarını muhafaza etmelerinde de önemli rol oynamıştır. Türkler bu yeni ruh sayesinde Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar çok geniş bir alanda hâkimiyet kurmayı başarmışlardır.

Türkler on asır süre ile İslam’ın bayraktarlığını yaptılar. İslamiyet’in yayılması için mücadele ettiler. Tabiri caizse, onlar İslamiyet’in hem kılıcı hem de kalkanı oldular; ona yeni ülkeler kazandırdılar. Hindistan’dan Balkanlara kadar geniş ülkelerde İslâm dininin yerleşmesini ve kökleşmesini sağladılar.

  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

9. Sınıf Tarih Meb Yayınları Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 273 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.