“11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 74 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 74

Anayasal gelişmelerin en önemli aşamalarından biri Kanun-ı Esasi'dir (1876). Osmanlı Devleti bu anayasa ile meşruti yönetime geçmiş, böylece meclisli bir yapı kurulmuş ve padişahın yetkileri kısmen de olsa yazılı bir metinle sınırlandırılmıştır. Egemenliğin kaynağı ilk kez yazılı bir anayasa olarak tanımlanmış ancak geleneksel siyasal yapı tamamen terk edilmemiştir.Millî Mücadele Dönemi'nde kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921) hukuk alanındaki değişimde zihinsel bir kırılma noktası olmuştur. Bu anayasayla egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu kabul edilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriye- ti'ne geçiş, anayasal bir zemine oturtulmuştur. Kısa ve sade yapısına rağmen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, millî egemenlik ve millî devlet anlayışının temelini oluşturmuştur. Bu sürecin zirve noktası ise 1926'da Türk Medeni Kanunu'nun kabulüdür. Laik, eşitlikçi ve çağdaş bir hukuk anlayışını esas alan bu kanunla din temelli hukuk sistemi terk edilmiştir. Türk Medeni Kanunu'yla kadın erkek eşitliği, resmî nikâh ve birey merkezli hukuk düzeni benimsenmiştir. Böylece Türk hukuk alanındaki değişim, modern ve ulusal bir karakter kazanmıştır.

1839 yılında Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilan edilmesiyle resmiyet kazanan Tanzimat’ın kurumsal, idari ve hukuki alanlarda getirdiği yenilikler, Osmanlı Devleti’nin modern devlete geçiş çabalarının bir ürünü olmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne ciddi bir birikimi miras bıraktığı bilinen bir husustur. Çağdaş hukuk sistemi ve yargılama düzenine ilk adımların atıldığı bu dönemde, aynı zamanda yargı bürokrasisini de içine alan geniş bir merkezileşme ve eğitim alt yapısı oluşturulmak istenmiştir. Tanzimat reformlarıyla modern kurumların oluşturulmaya çalışıldığı bu dönemde birçok alanda olduğu gibi adalet mekanizması da parçalı ve düalist bir görünüm arz etmiştir. (...) Osmanlı Devleti’nde, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısı, özellikle III. Selim ve II. Mahmut’un reformları neticesinde yaşanan merkezileşme ve bürokratikleşme ile çevrelenen bir zaman dilimidir. Tanzimat, can, mal ve namus güvenliğini devlet tarafından güvence altına almakla birlikte suç ve ceza arasındaki ilişkiyi de yeniden tanımlamıştır. Gülhane Hatt-ı Hümayunu sonrasında Osmanlı ceza hukuku, ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ (nullum erimen nulla poena sine lege) ilkesini benimsemiştir.”

Padişah Abdülmecid, 28 Şubat 1856’da yani Paris Kongresi’nin toplantı halinde bulunduğu sırada, Islahat Fermanı’nı yayınladı. Ferman, Paris Antlaşması’nın 9. maddesinde de zikrediliyor ve devletler, Fer- man’ın kendilerine de tebliğ edildiğini ve bundan memnuniyet duyduklarını belirtiyorlardı. Böylece Osmanlı Devleti’nin bir iç sorunu gibi görünen Ferman, esasında milletlerarası bir nitelik kazanmaktaydı. 1856 Islahat Fermanı, 20 noktada Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında eşitlik sağlamayı amaç edinmiş bir belgedir. Bu eşitlik çerçevesinde, Hıristiyanlar, kendilerine tanınan yeni haklarla Müslümanların düzeyine getiriliyor ve bu suretle de iki din mensuplarının birbiriyle kaynaştırılmasına çalışılıyordu.”

Soru: 1) Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” ilkesinin Türk hukuk sisteminde ne tür fikir değişimlerine işaret ettiği söylenebilir? Tartışınız.

  • Cevap:

Soru: 2) Türkistan’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan hukuk anlayışında, tarihsel bağlamı içerisinde Tanzimat ve Islahat Fermanı’nın bir hazırlık dönemi olarak değerlendirilmesiyle ilgili hangi yorumlar yapılabilir?

  • Cevap:

11. Sınıf Meb Yayınları Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Sayfa 74 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.