11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Ders Tarihi Kitabı Cevapları Sayfa 64
“11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 64 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 64
“Eski Türk devlet geleneğinin dayandığı anayasa, töredir. Töre, Türk kağanlarının milletine ve devletine egemen kıldıkları kanunların toplamıdır. Törenin etkisi, İslamiyet’ten sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Örf, bu etkiye en iyi örnektir. Günümüzde örf, her ne kadar sosyal bir norm olarak kabul edilse de aslında, Türk töre geleneğinin İslamiyet’le birlikte kazanmış olduğu son şekildir. Bu son şeklin kazanılmasında ve oluşmasında, Türk sultanlarının ve din adamlarının rolleri büyüktür. Aslında onlar yeni bir gelenek icat etmişlerdir ki bu geleneğin adı örftür. Türk hukuk geleneğinde töreden örfe doğru bir evrimsel değişim yaşanmıştır. Yaşanan bu değişime, töre geleneğinin şer'î bir bünyeye girmesi olarak bakmamaktayız. Çünkü Türk sultanlarının (özellikle Osmanlı döneminde) bazı örfî uygulamalarında şer’î hükümlere sığmayan özellikler görülmüştür. Bu bağlamda, Türk töre geleneği, İslâmi dönemde dahi kendi geleneğini devam ettirebilecek yeni bir geleneğe dönüşmüştür. Ki onun adı da örftür. Bu tavrı, asırlar boyunca sergilemekten çekinmeyen Türk sultanları da icat ettikleri bu yeni geleneğin sahipleridir.”
İslâmiyet, gerek kamu hayatını gerekse bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen, dinî temellere dayanan bir tek kanûn tanıyordu, o da Şerî'atti. Bir Müslüman hükümdarı, halife olsun sultan olsun, kanun koyucu sıfatını takınamazdı; o, ancak İslâm kanununun, yani Şerî’atın uygulanmasının gözetimcisi idi. Dinî ilimlerde yeterliliği yoksa Şerî’at üzerinde herhangi bir surette kişisel bir yorumda bulunmak yetkisi yoktu, işte bu esaslar, İslâm devletinde Şerî’atten başka bir kanûnun olmamasını gerektirmekte idi.Gerçekte, tamamıyla özel koşullar altında gelişen Osmanlı devleti, Şerî’atı aşan bir hukuk düzeni geliştirmiştir. Bu yolu açan prensip ise örf, yani hükümdarın sırf kendi iradesine dayanarak Şerî’atın şumûlüne girmeyen alanlarda devlet kanûnu koyma yetkisidir. Bu da doğrudan doğruya hükümdarın devlet içinde tam anlamda mutlak bir mevki kazanması, devlet çıkarlarının ve bürokrasinin üstünlüğü sayesinde gerçekleşebilmiştir. İslâm devletinde bu aşamaya, daha OsmanlIlardan önce kurulmuş olan Müslüman Türk devletlerinde erişilmiş bulunuyordu. Meselâ, Hindistan’da Türk Delhi Sultanları (1206-1412) Şerî’at yanında zavâbit denilen devlet kanunları çıkarmışlardır.”
“Hukuk ve tarihin birbirini karşılıklı olarak etkiledikleri gerçeği, Osmanlı tarihinde çok açık bir şekilde görülür. İslâm Hukuku (Şeriat), Padişahları hak ve adalete aykırı tasarruflarda bulunmaktan men etmiştir. Padişah, şeriat ile kendisini bağlı sayar. Hukukçu Şeyhülislamlar fetvaları ile Padişahlara dolayısıyla tarihe yön vermişlerdir. Güçlü padişahlar, âlim şeyhülislamlar devri bitince hukuk (fıkıh) Osmanlı Devletinde tarihi ters yönde etkilemeye ve gelişme ve terakki unsuru olan İslamiyet yenilik ve gelişmelere mani bir faktör haline dönüştürülmüştür. Osmanlı Devletinin tarihi aynı zamanda Türk- İslam Hukuk Tarihinin bir parçası manasına gelir. Dünyanın en uzun ömürlü ve en büyük Türk-islam İmparatorluğunu kurmuş ve yaşatmış olan Osmanlı Devletinin tarihini, hukuki gelişmeler açısından Tanzimattan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırabiliriz.”
Soru: 1) Türklerde hukuk sisteminin Türklerin farklı coğrafyalara ve dinî etkilere uyum sağlama süreciyle ne tür bir ilişkisi olduğu söylenebilir? Tartışınız.
- Cevap:
Soru: 2) Örfi hukuk ile şer’i hukuk arasındaki denge tarihsel bağlam içerisinde değerlendirildiğinde Türk hukuk geleneğinin sürekliliğine dair hangi çıkarımlara ulaşılabilir?
- Cevap:
11. Sınıf Meb Yayınları Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Sayfa 64 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.