11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Ders Tarihi Kitabı Cevapları Sayfa 121
“11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 121 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 121
Soru: Akış şemasını, kaynakları ve görseli inceleyerek 122. sayfadaki soruyu cevaplayınız.
XIII. ve XIV. asır Anadolusunun sosyal şartlarını sürdüren OsmanlI Beyliği, tarihî ananeye göre önceleri yaylak-kışlak hareketliliği yaşayan, ancak yerleşik hayata daha yakın bir özellik gösteren siyasi bir teşek- olarak ortaya çıkmıştır. İlk OsmanlIların bulundukları bölgedeki kadim şehir ve kasabalarla köyleri ve buralarda yaşayanları hemen hiç yadırgamadan kabullenmiş olmaları bir yana, kısa süre sonra buraları inşa ettirdikleri cami, medrese, mescit, han, hamam vb. gibi yapılarla takviye etmeleri, çarşı-pazar gibi basit üretim sistemlerini bilmeleri, onların yerleşik hayatın hiç de yabancısı olmadıklarını, şehir hayatına ve hepsinden de önemlisi ‘çiftçiliğe’, toprağa bağlanmaya karşı çıkmadıklarını düşündürmektedir.”
OsmanlI İmparatorluğu topraklarında yaşayan Türkmen aşiretleri konar göçer bir hayat tarzını benimsemişlerdi. Göçebeler gibi devamlı göç etmezler, sadece yaylak ve kışlak mahalleri arasında gidip, gelirlerdi. Bu yüzden de aşiretlere konar-göçer denilirdi. Aşiretler, yaylalarında hayvancılık, kışlaklarında ise çiftçilik yaparlardı. Kışlak mahalleri zamanla önce mezraya, sonra da köye dönüşmüş ve aşiretler buralara yerleşmişlerdi.”
“(...) Türk göçerler, 1520’li yıllarda (doğuda Sinop’tan Antalya Körfezi’ne kadar uzanan bir hatta dayanan) Anadolu beylerbeyliği nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyordu. (...) Ama asıl büyük Yörük yoğunlukları Ankara, Kütahya, Menteşe, Aydın, Saruhan, Teke ve Hamid sancaklarındaydı. Bu yedi sancak, toplam 80.000 hane dolayında bir göçer nüfusunu barındırıyordu.”
OsmanlI Devleti, XVII. yüzyılın sonlarına kadar konar-göçerleri yerleşik hayata geçirmek için bir çaba göstermemiştir. 1691 yılından itibaren devlet, bu yolda politikalar uygulamaya başlamıştır. Ancak, ko- nar-göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri çok yavaş olmuş ve yüz yıllarca sürmüştür. Bunlar yerleşik hayata geçtikten sonra da gelenek, görenek ve bazı alışkanlıklarını sürdürmüşlerdir. (...) Yaylak ve kışlak hayatı sürdüren konar-göçer teşekküller; nüfuslarına, ekonomik durumlarına veya sınırları içinde konup-göçtüğü vilayetin idari yapısına göre sancak veya kaza statüsüyle yönetilirlerdi. Konar-göçerlerin adlî ve İdarî işlerini kadılar, malî idaresini ve vergi tahsilini ise Türkmen ağası da denilen voyvodalar üstlenmişlerdi. (...) Ko- nar-göçerler, genellikle geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlar ve çobanlık yapıyorlardı. Dolayısıyla bunlardan alınan vergilerin başında, belgelerde ‘adet-i agnâm’ veya ‘resm-i agnâm’ şeklinde geçen koyun vergisi geliyordu. Bu vergi, konar-göçerlerden her iki koyun için bir akçe olmak üzere genellikle nakit olarak tahsil ediliyordu.”
- Cevap:
11. Sınıf Meb Yayınları Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Sayfa 121 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.