“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 28” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 28

ahıra girdi. Az sonra da kabadayı ıslıkları duyuldu. Hıdır Emmi, Doruyu ayakta görünce yeniden çocuklar gibi sevindi. Başını okşadı. Eliyle gövdesini temizledi. Musula saman koydu, ılık su getirdi. Kısrak, istekle suyu içti. Yeniden silkindi, başını musula soktu. Hıdır Emmi, atın yiyişini seyretti. - Ben sana tipi ha geldi, ha geliyor demedim mi? Bakma Emminin bu perişan hâline... Emmin de at gördü, meydan gördü... Emmi kendi hanesinde değil... Kuvay-ı Milliyede, harpte. Süvariydi Emmin. îyi ata biner, iyi silah kullanırdı. Bir al atı vardı beylik... Yavrusu gibi bakardı. Büyük Taa- ruzda o atınan bindirdi Yunana... İzmir’e dek o atınan kovaladı Yunan’ı... Terhiste nasıl öptüm yavrumu, nasıl kucakladım al’ımı... Bak gözümün önüne geldi cümle olanlar... Sonra döndük köye. Ağam ölmüş, dam uçmuş. Bir gözü ağrıklı ana, bir karı, bir yedi sekizinde çocukla kaldım ortalarda... Aha, şu ahır sekisinde kışladık bir yıl... Derdin ne, ağrın ne diye soran olmadı. Çok çekti Hıdır Emmin kadersiz kısrak. Bir dünya yüzü görmedi. İstedim bir atım olsun. Olmadı. Kırk yıldır ucu ucuna denk getiremedim. Oğul, uşak çoğaldı. Bir karnımızınan başa çıkamadık. At almak nerde? Zabın öküzlere kul köle olduk. Eşşek koştuk dövene. Şu öküze bak şu öküze... Şu deriye, şu kemiğe can gelecek de Hıdır bahar hergine çıkacak... Ee, Allahtan umut kesilmez. Baharı bulsun da gerisi kolay. Bıldır çektiğimizi bu yıl da çekeriz, olur biter. Tanrı ahiretimizi kara yazmasın. Hıdır Emmi tımar eder gibi eliyle kısrağı sürekli okşadı. Kendi kendine bir zaman konuştu. Sonra hayvanların yemine baktı, altlarını temizledi. Akşamla birlikte azgın fırtına köyü sardı. Dumanlar yine odalara dağıldı. Evlerin dirliği kaçtı. Er saatte ocaklarını söndürenler yorganlarını başlarına çektiler. Yel sabaha dek ıslık çaldı, uludu. Karlar, kuytu buldukları sokak başlarına dağlar gibi yığıldılar. Fırtına hızını kesmeden iki gün devam etti. Herkes sanki evinde hapis olmuştu. Su için zor bela dışarı çıkılıyordu. Bu iki gün kısrağın kendisine gelmesine yetti. Yabancı bir yerde olduğunun farkına vardı. De- şinmeye, kişnemeye başladı. Huysuzlaştı. Ahır kapısı açılır açılmaz kapıya bakıyor, kişniyor, yuları geriyordu. Kızım, yavrum, anladı Hıdır Emmin... İyileştin... Gayrik gözün yolda olur. Kişnemen, huysuzlaşman bu yüzden... Emme dışarılar senin bildiğin gibi değil... Kış, kıyamet... Her yönde yer gök bir oldu. Çakal uluyup durur. Allah bilir ovadaki yılkılıkların hâlını... Bir kurban vermedilerse iyi... Canavarlar azgın, canavarlar zalim... Hava açmadıkça yolun kapalı. Bir çuval inciri berbatlayamam, bunca emeğimi yele sele veremem. Sen keyfine bak. Bu hava böyle sürüp gidecek değil ya... Kara yelin de çalımı bozulur. Rüzgâr döner, hava ılır... Bir bakarsın güllük gülüstanlık her bir yön... O vakit sen sağ, ben selamet... Rabbim sana da baharı buldurur. Merhametsiz sahibin seni arar. Yeniden dönersin köyüne. Gücün kadar işe sarılırsın. Seneye Allah kerim. Yine bu yanlara gelirsen Hıdır Emmini unutma... Dorukısrak üç gündür ahır dirliğinin altını üstüne getirmişti. Huysuzluğu her geçen gün arttı. Yuları kırmak istiyordu. Debeleniyor, kişniyor, ahırdan çıkmak için sanki feryat ediyordu. Geceler boyu Hıdır Emmi’yi uyutmadı. Ev halkı tedirgin oldu. Hepsi homurdandı. “Defolsaydı” dediler, “cehennemin dibine” dediler. Ama bu duygularını Hıdır Emmi’ye söylemekten çekindiler. — Kısrak gitmek ister. Yabancı yerdeyim, der. Beni bırakın, der. Tüm atlar böyledir... Yabancı yerde olduğunu sezince bir dünyayı ayağa kaldırırlar. Benim Kuvay-ı Milliyedeki al var ya, o da böy- leydi. Vay, şu bizim köylü, şu garip kısrak kadar her bir şeyi anlasa... Doru’nun köyden ayrılışı törenli oldu. Azgın fırtına üçüncü gün inişti. Yel, ulumasını kesti, sonra ortadan kayboldu. Dört bir yön açıldı. Aralandı. Tepeler, dağlar ortaya çıktılar. Güneş her sabah Çiçekdağı ile Aygar’ın tepesine altından birer taç gibi iniyor, sonra tepelerden aşağı sarı ışık hâlinde akıyordu. Isıtıcı ışık ile beyaza bulanmış dünyaya bir umut düşüyordu. Dünya, umudu insanların yüreklerine aktarıyor, keder pılısını pırtısını raflara kaldırıyordu.
  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 28 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.