“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23

TOPLUMCU GERÇEKÇİ HİKÂYENİN ÖZELLİKLERİNİ ÖĞRENİYORUM
Yönerge: Aşağıdaki metni okuyunuz. Metinden hareketle soruları cevaplayınız. Bir saatten beri dümen vardiyası tutan vinççi İsmail’in bugün üçüncü vardiyası idi. Hâlbuki onun asıl işi vinççilik olduğu için öteki limana varıncaya kadar kamarasında yatıp uyumalıydı. Ama bu sefer tayfalardan üçünü birden sıtma tutmuştu. “Birazdan demir atınca geç vincin başına, artık gece yarısına kadar mı sabaha kadar mı? Vira! Mayna! Vira! Mayna!” diye homurdanıyordu. — Nasılsın Süvari Bey? Süvari hiç beklemediği eski bir dostu ile karşılaşmış gibi: — Ooo! Merhaba Osman Yiğit. Ne var, ne yok? Geç otur bakalım! dedi. Osman Yiğit kalbi hızla çarparak yaklaştı: — Ocağına düştük kaptan. Üç bin sandık portakalım var! Bir haftadır yolunu gözleriz! — Şu bizim üç bin sandığa da... Kaptan bu sözleri hiç duymamış gibi: — Hep de havaleli mallar yükledik. Bakalım İstanbul’u nasıl bulacağız. Denizlerin kötü zamanı, diye devam etti. Osman Yiğit, yüzü büsbütün kızararak: — Şu bizim portakallar... diyecek oldu. Kaptan birden doğrularak: — İnşallah gelecek sefere... dedi. Osman Yiğit başını iki yana sallayarak biraz bekledi, sonra o da acele adımlarla fırladı. Yukarı varınca ikinci kaptanı orada dolaşır buldu. Onu bir kenara çekerek meseleyi anlattı: — Hadi kurbanın olayım, şu işi bir düzenine koy. Beni yakmasın, diye sırtını sıvazladı. Ondan sonra pazarlık başladı. Nihayet portakal sandıklarının gemiye alınması kararlaştı. Ön tarafta bir gidip gelme oldu. Bir kampana çaldı, gemi demir alıyordu. O gün öğleden sonra süvari ile ikinci kaptan, ellerinde dürbünleri ile ufukları seyretmeye başladılar. Çarkçıbaşı ile ikinci kaptan, birinci mevki salonuna gelmişler, yolculara telaşla tavsiyelerde bulunuyorlar, güya kendi kendilerine söyle- niyorlarmış gibi: — Vaziyet fena. Ne edeceğiz bilmem. Gemi gemi değil ki. Yük de fazla. İkinci kaptan bir aralık: — Çarkçı Bey! Avarya yapmazsak, vaziyet tehlikeli galiba! dedi. Yolcuların yanında yapılan bu münakaşadan sonra ikisi beraber yukarıya, süvariye çıktılar. En havaleli mal olan portakalların denize atılmasına karar verildi. İkinci kaptanın nezareti altında iki yüz elli sandık aşağıya fırlatıldı, sonra gemi kâtibi avarya evrakını usulü dairesinde tanzim etti. Tüccar Osman Yiğit’in sigortadan üç bin sandık portakalın parasını alabilmesi için bu evrakın düzgün olması lazımdı. Denize atılmış göründüğü halde geminin deniz suyundan uzak yerlerinde rahat rahat bekleyen iki bin yedi yüz elli sandık portakal, Halil Eğinli’ye yeni baştan satıldı. İçinde seksen portakal bulunan sandıklardan her biri üç liradan hesap edildi. Aslında, ambalaj masrafı ile beraber tanesi doksan paraya mal olan portakalların sandığı, yüklendiği iskelede yüz seksen kuruş, İstanbul’da maliyeti iki yüz elli kuruştu. Ama böyle ufak farklar üzerinde fazla durulmadı. İki bin yedi yüz elli sandığın tutarı olan sekiz bin iki yüz elli lira Halil Eğinli’den peşin peşin alındı. İsmail Denizer, ikinci kaptandan izin almıştı. Yolda düşündü: Eve ne götürebilirdi? Biraz yürüdükten sonra manavların önünde yavaşladı. Portakallara baktı. Lohusa karısına en iyi hediye portakal ola
  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.