“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 243 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 243

MİMAR SİNAN — Ben, Mimar Sinan!(Türk müziği tadı taşıyan bir fanfar yükselir ve biter. Sinan kımıldamamıştır. Yüzüne; nokta ışık düşer.) 29 Mayıs 1490 yılında, Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdum. O gün, İstanbul'un fethinin 37. yıldönümü günüydü.(Bütün sahne aydınlanır. Kulis panoları siyahtır; fon, bütünüyle beyazdır. Sinan biraz öne gelir.)Sevgili gençler! 98 yıl yaşadım. Devlete, tam 70 yıl hizmet ettim. Size hayatımı ve çağımı anlatmak istiyorum. İlginç bulacağınızı umuyorum. Yavuz Sultan Selim döneminde, birkaç yıllık bir ön eğitimden sonra, İstanbul'daki Acemi Ocağına alındım. Acemi Ocağı, ortaöğretim düzeyinde bir teknik okuldur. Osmanlı ordusuna teknik eleman yetiştirir. Ağırlıklı dersim, marangozluktu. Bir yandan, bu sanatı öğrenmek için bıkıp usanmadan çalışıyor; bir yandan da Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti, büyük İstanbul kentini tanımaya, anlamaya çalışıyordum.(İstanbul gravürleri, bütün fonu dolduracak biçimde ve art arda yansıtılmaya başlar.)Benim için, küçük Ağırnas köyünden sonra, İstanbul'da her şey ilginçti. Bir imparatorluğun yüreğinde dolaşıyordum. Ama bu koca kentte bir yapı, beni özellikle kendine çekmeye başladı. Bu Ayasofya'ydı.(Ayasofya'nın renkli dış resmi vurucu kısa bir müzikle fonu doldurur.)Ayasofya, İstanbul'un fethinden sonra camiye dönüştürülmüş eski bir Bizans kilisesiydi.(Sinan, gözlerini görüntüden ayırmadan, tezgâhının yanına geçer.)Tarih diyor ki: Doğu Roma İmparatoru Justinyanos (Yustinyanus), Ayasofya kilisesinin, (...) Süleyman'ın Kudüs'te yaptırdığı ünlü tapınaktan daha büyük olmasını istemiş. Mimarlarda imparatorun bu isteğini yerine getirmeye çalışmışlar. Rivayet edilir ki, bina bitince, İmparator Justinyanos, kubbenin altında durmuş ve şöyle bağırmış:1. SES — Ey Süleyman! Seni yendim!..(Ses, ekolanır. Çok kısa ve vurucu bir müzik. Fona, Ayasofya kubbesinin, içerden görünüşü yansır.) MİMAR SİNAN — Bu, sahiden görkemli bir kubbeydi. Mühendisliğin ve mimarlığın inceliklerini öğrendikçe, bu kadar büyük bir kubbeyi, bu kadar yükseğe oturtabilmenin olağanüstülüğünü anlıyordum. Mimarlarına da saygı duyuyordum. Ama bazı yabancı mimarların söylediğini duyduğumuz şu yaman sözler, yüreğimi yaralıyordu.2. SES — "İslam uygarlığı, hiçbir yerde, Ayasofya kubbesi gibi bir kubbe yapmayı başaramamıştır. Bu kubbe,üstünlüğümüzün kanıtıdır."(Çarpıcı bir müzik girer ve Ayasofya'nın görüntüsü kaybolur. Sinan, büyük bir hışımla pergelini, tezgâha saplar. Pergelin üzerine, biran için, kırmızı bir ışık düşer.)MİMAR SİNAN — Ama bizden biri bu kubbeyi yenmeli!(Sahne, doğal ışıkla aydınlanır. Sinan tezgâhın önüne geçer.)Öğrenim sona erince Yeniçeri ordusunda istihkâm subayı olarak görevlendirildim. Artık Yeniçeri ordusuyla birlikte çeşitli savaşlara katılacaktım. Katıldım da. Birçok Doğu ve Batı ülkesine gittim. Gördüğüm her binayı ve harabeyi, bir ders gibi inceledim. Bu arada, savaşın gerektirdiği işler arasında, pratiğimi de ilerletiyordum. Bir gün geldi ki, artık kendimi göstermek için fırsat gözlemeye başladım. Çünkü bilgiyle dolmuştum, taşmak üzereydim. İlk fırsatı, 1534 yılında yakaladım; 44 yaşındayken. Gençler, dikkatinizi çekerim. Bu, bazı insanlarımızın, nerdeyse emekli olmayı düşündükleri bir yaştır.(Fonda tuğlar belirir. Mehter müziği girer ve söner.)Osmanlı ordusu, 1534 yılı yazında, Van Gölü'nün batı yakasına ulaşmıştı. Vezir Lütfü Paşa, benden, gölün doğu kıyısındaki durumun öğrenilebilmesi için gemi yapmamı istedi. Bu emri yerine getirebilmem için birçok zorluğu yenmem gerekiyordu. Hiç sızlanmadan hemen işe koyuldum. Her türlü zorluğu sabırla yenerek, üç gemiyi kısa zamanda suya indirmeyi başardım.(Efekt: Sevinç haykırışları.) (...)Ben de Prut'ta, bilgim, azmim ve çalışkanlığımla talihimi yenmiştim.(Fon beyazlaşır. Normal genel ışık. Sinan ortaya gelir.)İki yıl sonra, 1540'ta, bir Azeri Türk'ü olan mimarbaşı Acem Ali Ağa öldü. Bu sırada Lütfü Paşa sadr-ı âzamdı, yani başbakandı. Derki:3. SES — Mimarbaşılık, çok önemli bir görev! Bu göreve Sinan getirilmeli. Bu işi ancak o yürütebilir.

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 243 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.