11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Ata Yayınları Sayfa 180
“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 180 Ata Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Ata Yayınları Sayfa 180
susamış bir neslin susuzluğu onun nabızlarında vuruyordu. Bu nesil her doğan güne “Bana fikrim için ne getirdin? Ruhum için ne getirdin?" Ruhum için ne getirdin?" diye sormaktadır. Bir zamanlar bu gençlik için “hürriyet" tatlı bir rüya idi. Fakat bu tatlı rüyadan 31 Mart sabahının kanlı ve çamurlu gürültüsüyle uyandığı günden beri bir sarhoş mahmurluğu içinde kıvranıp durmaktadır. (...) Yeni kabineyi meydana getiren kişiler, rütbe ve nişan yükleri altında iki kat olmuş ve her devre sadakatla hizmet etmiş beş on antika devlet adamı idi. Başında, Gedikler Gazisi Ahmet Muhtar Paşa’yı tarihi bir taç gibi taşıyan bu kabinenin içinde, biricik genç unsur olarak Hüseyin Hilmi Paşa ile Mahmut Muhtar Paşa görünüyordu. Bu iki adam, yalnız devletin değil, Ahmet Muhtar Paşa’nın “idare dizgini"ni de ellerine almış gibiydiler. Ahmet Kerim, bu manzarayı görür görmez, bütün genç ve yeni fikirlerin kesin bir iflâs arifesinde olduğunu sezdi. Hele bu paşaların “mutlakiyet" devirlerine mahsus sinsi bir “ceburut" ile gidip Meclisi Mebusan’ı dağıttıkları günü, artık Meşrutiyet’in son günü saymamak mümkün değildi. Ahmet Kerim, hususî bir toplantıda bu duygusunu söylemekten kendini alamadı: “İttihatçılar," dedi, “hiç değilse bize görünürde bir hürriyet bağışlarlardı ve her zulmü, bu hürriyet hayalini korumak için yaparlardı. Şimdikileri harekete getiren prensibin ne olduğu ise bilinmiyor." Orada hazır bulunan Hasip Bey, en hor görücü tebessümüyle gülümseyerek: “Ölmüş devleti kefenleme ve gömme prensibi" dedi. Çünkü, Hasip Bey de kendine hiçbir mevki vermeyen ve hattâ belki adını bile hatırına getiremeyen bu hükümet erkânına karşı can ve gönülden muhalefete geçmiştir; ve: “Düşününüz, monşer," diyordu; “bir Hüseyin Hilmi Paşa bile beni yanına kabule tenezzül buyurmuyor. Geçen gün kendisini tebrike gitmiştim. Bir sürü müracaatçılarla dolu bir odada, bana, tam iki saat ‘antichambre (antiçembır)’ yaptırdıktan sonra bir başka kapıdan sıvışıp gitmesin mi? Şaşırdım kaldım. Biz ki hayatımızı bu kadar tehlikeye koymuş olalım, canımızla başımızla çalışalım; bugünü hazırlayalım; şu paşalara buyurunuz koltuklara diyelim. Sonra bize, dönüp bir selâm vermek lütfun- da bulunmasınlar. Bu, bu..." Yüzü her zamandan çok ciddileşmişti. “Bu, bu" derken dudakları tir tir titriyordu. Öteden Necip Molla söze karıştı. Tombul ve beyaz bileklerini sıvayarak ağır ağır, nazlı nazlı söyledi: “A efendim; bunda şaşılacak ve öfkelenecek bir şey yok. Aynı şey, benim başımdan iki defa geçmiştir. Bir adliye nazırının, bir de evkaf nazırının yanında. Bu efendiler, o kadar meşgul imişler ki hususi ziyaretleri ancak cuma günleri, evlerinde kabul edebilirlermiş! Buyurduğunuz gibi, müracaatçılarla dolu bir odada, bir odacının ağzından bu cevabı almak insana öyle ağır geliyor ki..." (...) Bir gün Hürriyet ve İtilâf Fırkasının kurduğu komite, Mahmut Şevket Paşa’nın hayatına son verince diğer muhalif şüphelilerle birlikte Ahmet Kerim de tutuklanır. Azmettirici ve elebaşı kabul edildiğinden idamla yargılanır. Ziya Gökalp’ın araya girmesi ile Sinop’a sürülür. Orada hayattan elini eteğini çekerek ruhen tükenir. Bir gün annesine mektup yazarken ellerinin titrediğini fark edince tümüyle “bitmiş” olduğunu acı acı hisseder.- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
11. Sınıf Ata Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 180 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok