11. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53
“11. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz. 11. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53 DESCARTES'IN KÖTÜ CİNİ 1. Yönerge: Aşağıdaki metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. D
“11. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53
DESCARTES'IN KÖTÜ CİNİ 1. Yönerge: Aşağıdaki metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. DESCARTES’IN KÖTÜ CİNİ Descartes’ın (Dekart), doğruluğundan kesinlikle emin olduğu gerçek bilgiye ulaşmak için geliştirdiği yöntem “Kartezyen şüphecilik” olarak bilinir. Buna göre Descartes, inandığı birçok şeyi gözden geçirerek doğru olmadığına dair en küçük bir ihtimal taşıyan her şeyden şüphe eder. Descartes, kesinlik arayışına duyular yoluyla elde edilen bilgilerle başlar ve duyulara tam olarak güvenilemeyeceği sonucuna varır. Ona göre duyularımız bazen bizi aldatabilir. Örneğin suya sokulan çubuğa belli bir açıdan bakıldığında çubuk bükülmüş görünür. Descartes bu örnekte olduğu gibi bizi önceden aldatan bir şeye güvenmemizin doğru olmayacağını ve duyularımızın bizi aldatıp aldatmadığından asla emin olamayacağımızı düşünür. Bununla birlikte dünyanın gerçekten de düşündüğümüz gibi olup olamayacağını ve şu anda bir rüya görüp görmediğimizden nasıl emin olabileceğimizi de sorgular. Bunun için kurmaca bir öyküden oluşan “kötü cin” düşünce deneyini kullanır. Descartes, “İnanılmaz derecede zeki ama aynı zamanda kötü niyetli bir cin, doğruluğundan emin olduğumu düşündüğüm konularda beni kandırıyor olabilir.” der. Descartes'a göre böyle bir cin var olsa ve onu kandırsa bile o, cinin kandırdığı bir şey olmalıdır. Dolayısıyla da Descartes var olmak zorundadır. Descartes var olmasa cin onun var olduğunu düşünmesini sağlayamaz zira var olmayan bir şey düşüncelere sahip olamaz. Descartes'ın bu durumdan çıkardığı sonuç şudur: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Düşünceye ve duyuma sahip olduğumuz sürece var olduğumuzdan şüphe etmemiz imkânsızdır. Kendi varlığımızdan şüphelenmeye başladığımızda şüphe etme davranışı, düşünen bir şey olarak var olduğumuzu kanıtlar. Bu düşünce, hem Descartes’ın her şeyden şüphe edenlerin yanıldıklarını düşünmesini sağlar hem de Kartezyen düalizm olarak bilinen problemin başlangıcı olur. Kartezyen düalizme göre iki tür şey mevcuttur: Zihin ve beden. Descartes zihnin bedende, bedenin de zihinde etki yaratabileceğini düşünür çünkü bunlar beyinde belirli bir noktada (epifiz bezinde) etkileşir. Ne var ki Descartes'ın dualizmi, fiziksel olmayan bir şeyin (ruh ya da zihin) fiziksel olanda (beden) değişimler yaratmasını nasıl açıklayacağı konusunda onu ciddi sorunlarla baş başa bırakır. Şüphe girdabından kurtulmak için Descartes başka bir kesinliğe daha ihtiyaç duyar ve bu yüzden iyi bir Tanrı’nın var olma zorunluluğunu savunur. Ona göre Tanrı’nın zihinlerimize koyduğu bu fikirden dolayı onun var olduğunu biliriz. Tanrı var olmasaydı Tanrı fikri de olmazdı. Descartes Tanrı’nın var olduğundan emin olduktan sonra düşüncesini daha kolay geliştirir. Ona göre iyi bir Tanrı en temel konularda insanlığı aldatıyor olamaz. Böylece Descartes, Tanrı’nın bizi aldatmadığı ve Dünya’nın deneyimlediğimiz gibi olduğu sonucuna varır. (Nigel Felsefenin Kısa Tarihi kitabından düzenlenmiştir.) 1. Duyu verilerine her zaman güvenebilir misiniz? Görüşlerinizi örneklerle açıklayınız.- Cevap:
11. Sınıf Felsefe Meb Yayınları Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 53 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok