“11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 88 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 88

Doğuda ise İslamiyet’in doğuşundan sonra İslam coğrafyası hızla genişlemiş; yapılan çeviriler ve sosyokültürel yakınlaşmalarla İslam düşüncesi, Antik Yunan felsefesi ve Hristiyan felsefesiyle etkileşime girmiştir. İslam felsefesinde de genel olarak din ve felsefe, akıl ve inanç birlikteliği sağlanmaya çalışılmıştır. İslamiyet, insanın varlık ve oluşu üzerine değerlendirmeler yaparak Tanrının varlığına ulaşılabileceğini işaret eder. Akıl-inanç ilişkisine yönelik bu dönemde yapılan tartışmalarda meşşaiye okulu, kelam okulları ve tasavvuf düşüncesi temsilcileri etkili olmuştur. Meşşaiye okulu temsilcileri hakikate ulaşmada akim rolüne vurgu yaparak inancın akılla desteklenmesi gerektiğini savunmuşlardır. Kelamcılara göre hakikat akılla bilinebilir ancak akıl, nakli (vahiy, ayet, hadis) bilginin önüne geçer. Tasavvuf düşüncesinde ise akıl yalnızca inancın bilgisini tasdik etmede işe yarar.

Soru: Akıl-inanç ilişkisinde Hristiyan felsefesiyle îslam felsefesinin benzer ve farklı yönleri nelerdir?

İnsan merkezli düşüncenin (hümanizm) öne çıktığı Rönesans Dönemi ile bilimsel gelişmelerin hız kazandığı Aydınlanma Çağında akıl ve bilim, doğayı ve evreni açıklamada giderek daha fazla önem kazanmıştır. Bu dönemde doğanın temel yasalarını akıl yoluyla anlama çabası güçlenmiş, gözlem ve deney bilimsel araştırmanın temel yöntemleri hâline gelmiştir. Tanrının varlığı ve nitelikleri de felsefi tartışmaların önemli konuları arasında yer almaya devam etmiştir. Bazı düşünürler Tanrının varlığını akıl yoluyla temellen- dirmeye çalışırken bazıları da aklın bu konuda sınırlı olduğunu veya akıl ile kesin bir sonuca ulaşılamayacağını savunmuştur. Bunun yanı sıra diyalektik materyalizm, natüralizm, pozitivizm gibi sonraki dönemlerde ortaya çıkan bazı felsefi yaklaşımlar ile ateist düşünürler, Tanrı inancına çeşitli eleştiriler yöneltmişlerdir. Pozitivistler, “Tanrı vardır.” önermesinin deney ve gözlem yoluyla doğrulanabilir olmadığını, bu nedenle bilişsel olarak anlamlı bir önerme sayılamayacağını ileri sürmüşlerdir. Ateist düşünürler ise kötülük problemini; her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak iyi bir Tanrının varlığına yönelik önemli itirazlardan biri olarak kullanmışlardır. Buna karşılık teist düşünürler de kozmolojik, ontolojik, teleolojik ve ahlak delili gibi argümanlarla Tanrı inancının akıl yoluyla temellendirilebilir olduğunu ileri sürmüşlerdir.

  • Cevap:

Soru: Batı felsefesinde Rönesans ile birlikte akıl-inanç ilişkisine bakış nasıl değişmiştir?

  • Cevap:

11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Ders Kitabı Sayfa 88 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.