“11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 86 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 86

İnancın akıl ile temellendirilmesi noktasında ortaya çıkan görüşler incelendiğinde inancı bütünüyle akıl ile temellendirme düşüncesi ile inancı bütünüyle akıldan ayrı görme düşüncesi iki ayrı aşırı uç olarak dikkat çeker. Akıl-inanç ilişkisi Hristiyanlık ve İslamiyet’te farklı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyar. Hıristiyanlıktaki teslis (kutsal üçleme) ve enkarnasyon (bedenleşme, Tanrının Hz İsa’da vücut bulduğu düşüncesi) düşüncesi gizemli ve paradoksaldır. Bu nedenle fideizme daha fazla rağbet edilir. Ancak özellikle inancın absürt bir çelişki taşıdığı düşüncesi İslamiyet’e uygun değildir. Katı bir fideizm, İslamiyet ile bağdaşmaz. Çünkü İslamiyet aklı temele alan, yaşamda aklı rehber kılan bir dindir. Hristiyan düşünürlerden Pascal [Paskal (1623-1662)], “Biz gerçekliği yalnız usla kavrayanlayız, gönülle de biliriz ayrıca.” sözüyle inancı akla öncelediğini ancak aklı dışlamadığını da belirtir. Ona göre Tanrının varlığı hakkında iki seçenek vardır.

Eğer Tanrının olmadığı kabul edilirse ve gerçekten Tanrı yoksa kişi dinî yükümlülüklerden uzak bir yaşam sürmüş olur. Ancak gerçekte Tanrı varsa kişi sonsuz mutluluğu kaybetme ve olumsuz sonuçlarla karşılaşma riskiyle karşı karşıya kalır.

Eğer Tanrının var olduğuna inanılır ve gerçekte Tanrı yoksa kişi yalnızca dinî kurallara uygun bir yaşam sürmüş olur. Ancak gerçekte Tanrı varsa kişi sonsuz mutluluğa ulaşarak en büyük kazancı elde eder.

Türk-İslam düşünce geleneğinde birçok mutasavvıf, inancı aklı aşan kalbî bir yöneliş olarak değerlendirmiştir. Akıl bununla birlikte din alanından bütünüyle dışlanmamış; dinî hakikatleri anlamada, yorumlamada ve yaşamı düzenlemede önemli bir araç olarak görülmüştür. Gazali’ye göre akıl ve bilim, doğa olaylarını açıklamada değerli ve gerekli araçlardır. Nitekim İslam düşüncesinde doğa olaylarını sebep-sonuç ilişkisi içinde açıklamayı yasaklayan herhangi dinî bir hüküm bulunmaz. Ancak Tanrının varlığı ve gayba ilişkin konular, yalnızca akıl ve duyularla tam olarak kavranabilecek alanlar olarak değerlendirilmez. Bu nedenle Tanrı inancı, kesin bilgiye değil akıl, gönül ve iradenin birlikte yöneldiği bir kabule dayanır. Eğer Tanrının varlığı herkes için zorunlu ve kesin bir bilgi içerseydi inanma veya inanmama arasında gerçek bir tercih mümkün olmayacaktı Bu açıdan inanç, insanın özgür iradesiyle gerçekleştirdiği bilinçli bir yöneliş olarak kabul edilir.

Gazali’ye göre inanç, taklitten araştırmaya ve oradan yakîn derecesindeki kesinliğe doğru gelişen bir süreçtir. Akıl, bu süreçte gözlem ve manevi tecrübeyle birlikte işlev görerek kişinin inancını güçlendirir. Gazali’ye göre inancın temellendirilmesinde üç yol öne çıkar.

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Ders Kitabı Sayfa 86 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.