“11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 162 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 162

19. yüzyılda etkili olan bilimsel düşünce tarzının insanın öznelliğini yok sayan tutumu, bazı düşünürleri insanın bireysel varoluşu ve değeri üzerine düşünmeye yöneltir. 20. yüzyılda ise bilimsel ilerlemenin özellikle ikinci Dünya Savaşı'nda yol açtığı trajik olaylar, düşünürlerin insanın nasıl bir varlık olduğunu sorgulamasına neden olur. Böylelikle varoluşçuluk, 20. yüzyılın en etkili felsefi akımlarından biri hâline gelir. Varoluşçuluk; insan için var olmanın ne anlama geldiğini, yaşamın anlamını ve insanın birey olarak değerini sorgulayan felsefi harekettir. Varoluşçuluğa göre insanın önceden belirlenmiş bir doğası yoktur. İnsan, önce dünyaya gelir yani var olur. Daha sonra deneyimleri ve seçimleri ile kendi varoluşunu gerçekleştirir. İnsan için varoluş, olmuş bitmiş bir durum değildir. İnsanın özgür seçimleriyle her an yinelenen bir süreçtir. Sören Kierkegaard'ya (Görsel 5.5) göre varoluş; somut, öznel ve uyanık insan yaşamıdır. İnsan yalnızca düşünen bir varlık değil aynı zamanda duyguları olan, inanan ve eylemde bulunan bir varlıktır. S. Kierkega- ard; insanı tanımlarken umutsuzluk, özgürlük, korku, kaygı, titreme, bunaltı gibi ruh hâllerini ele alır. Ona göre insana ait olan bu duygular, insanın özgür doğasının bir sonucudur. S. Kierkegaard için varoluş, insanın tüm ruh hâllerini kapsayan bütünsel bir durumun ifadesidir. İnsan bir yanıyla doğanın parçası olsa da aklı, inançları, duyguları, tarihselliği ve özgür seçimleriyle doğadaki diğer varlıklardan farklıdır. İnsan, doğanın zorunluluklarından kurtulup kendi varoluşunu belirleyebilecek yegâne varlıktır. İnsan için varoluş, insanın sürekli kendini aşması şeklinde gerçekleşen bir oluşum, bir süreçtir. S. Kierkegaard, Tanrı'yı insanın kendini gerçekleştirmesinin bir koşulu olarak kabul eder. İnsanın benliğinin oluşum sürecini estetik, etik ve dinî varoluş evreleri ile açıklar. Friedrich Nietzsche (Görsel 5.6), 19. yüzyıldaki geleneksel ahlak anlayışını köle ahlakı olarak nitelendirir. Köle ahlakını insanın zayıflıklarını öne çıkardığı için eleştirir. Modern insan, yaşamının anlamını ve bağlanacağı değerleri özgürlük içinde yeni baştan yaratmalıdır. Eskinin bozulmuş ve köleleşmiş insanının yerine kendisinin efendisi olan güçlü ve kudretli insanı koymalıdır. Bu da köle ahlakından efendi ahlakına, kendi kendisinin efendisi olan yeni insanın ahlakına geçiş demektir. F. Nietzsche, yeni değerler ortaya koyarak tarihe yön veren insanları üstün ve seçkin insanlar olarak görür. Ona göre insanda daha güçlü ve daha kudretli olmaya yönelik bir irade vardır. İnsanın mutlu olması, haz elde etmesine değil kudretli olmasına bağlıdır. İnsan, basit hazlara kapıldığı sürece gerçek üstün kudretten yoksun kalır. Hayvani dürtülerini denetim altına alabilen insan, gerçek insan varlığına ulaşır. F. Nietzsche, bu ideal insanı "üst insan" olarak adlandırır ve onu insanlığın amacı olarak görür.
  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Ders Kitabı Sayfa 162 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.