11. Sınıf Felsefe Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 48
11. Sınıf Felsefe Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 48 Cevapları Meb Yayınları'na ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Felsefe Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 48
Augustinusun Tanrının insan tarafından bilinmeye değecek tek “hakikat” olduğu düşüncesi, Orta Çağ felsefesinin bilgi anlayışının zeminini oluşturan önemli bir başlangıç noktası oluşturur. Ancak Augustinus un bilgi felsefesine geçmeden önce onun hem varlık olarak Tanrı ve insanın özelliklerini nasıl belirlediğini, hem de bu varlıklar arasındaki ilişki ve bağı nasıl kurduğunu göstermek uygun olacaktır. (...) Böylece Tanrı, cisimlere biçim veren (onları yaratan) ve bütün cisimlerin oldukları gibi olmasının ilk nedenini (form) kendinde taşıyan varlık diye tasarlanır. Kendisi de bu formların tasarlayıcısı olduğu için her şeyin ilk nedenidir. Bu iki özellik de daha önce sözü edilen üçü yanında Tanrının cisimlerden yukarıya yerleştirilmesinin nedenidir. “Tanrının bir yaratıcı olmasından dolayı yaratılanların üstüne yerleştirilmesi” Augustinus tarafından şu sözlerle dile getirilir: Peki öyleyse bu Tanrı nedir? Dünyaya sen Tanrı mısın diye sordum, o da bana: “Ben Tanrı değilim” dedi. Dünyada bulunan her varlık bana aynı karşılığı verdi. Denize ve derinliklerine ve içinde yaşayan yaratıklara sordum, bana “Biz senin Tanrın değiliz, onu bizim üstümüzde arayacaksın.” dediler. Esen yele, dünyayı çevreleyen atmosfere ve içinde yaşayanlara sordum. “Biz senin Tanrın değiliz.” dediler. Göğe, güneşe, aya, yıldızlara sordum: “Senin aradığın Tanrı biz değiliz.” dediler. Algılama alanıma giren her yaratığa “Tanrım olmadığınıza göre hiç olmazsa onun hakkında bana bir fikir veremez misiniz?” diye sordum. Yüksek sesle hep bir ağızdan “Biz- leri o yarattı.” diye haykırdılar. (Augustinus, “İtiraflar”) Bu alıntı, bir yandan yaratanın yaratılanlara üstünlüğünü, bir yandan Eski Yunanda ilk neden sayılmış dört öğenin Augustinusun gözünde ne tür bir yer tuttuğunu, diğer yandan da ilk neden sayılan bu dört maddenin de Tanrıyla karşılaştırıldığında, yaratılmış varlıklar olmaktan öteye gidemediklerini gösterir. Augustinusa göre dört temel madde yani toprak, su, hava ve ateş Tanrı nm form vererek cisimleri oluşturduğu şeylerdir ama bu da onların yaratılmış olması gerçeğini değiştirmez. Böylece cisimler bozulabilir, değişebilir, duyulabilir ve yaratılmış oldukları kendi nedenlerini ve formlarını kendüerinde taşımadıkları için Tanrının altında yer alırlar varlık sıralamasmda. Ama bu iki basamağın arasında ara bir basamak olan insan vardır. İnsan ara bir varlıktır çünkü bir yanıyla, bedeniyle, cisimler dünyasının içindedir; diğer yanıyla, yani ruhuyla, cisimler dünyasını aşıp Tanrıya ulaşabilme olanağına sahiptir. Yani ruh, insanın kendisini daha üst basamağa ulaştırabilecek olan yanıdır. Ama yine de insan, Gilsonın belirtmiş olduğu gibi her iki yanıyla “insan” adını alır. Augustinus, bunu şu biçimde dile getirir: İnsan hâlihazırda bir ruha sahip olmasaydı insan diye adlandırılmayacaktı çünkü insan ne yalnızca bedendir ne de yalnızca ruh; ikisinden oluşmuş bir varlıktır. Ruhun insanın tümü olmayıp insanın daha iyi bir yanı olduğu, bedenin insanın tümü olmadığı ama daha alt bir yanı olduğu, bundan dolayı da ikisi bir araya gelince insan adını aldıkları gerçekten de doğrudur... (Augustinus, “İtiraflar”) Augustinus bedeni “dıştaki insan”, ruhuysa “içteki insan” diye adlandırır. Bu ayrım, Hristiyanlığın “İnsan topraktan yaratılmıştır.” inancıyla “İnsan Tanrının imgesidir.” inancını yerli yerine oturtmaya yarar Augustinus açısından. Bir insan canlıyken ve bedenle ruh birken (Kutsal Kitap) her ikisini birden tek adla “insan” diye adlandırır ve ruhtan “içteki insan”, bedenden “dıştaki insan” diye söz eder; gerçekte ikisi birden tek bir insanken sanki iki insan varmış gibi. Ama insanın hangi anlamda Tanrının imgesi hangi anlamda toprak olduğu ve toprağa döneceğini anlamalıyız. îlki Tanrı tarafından nefesiyle, ya da daha uygun dile getirmek gerekirse üflemesiyle, insana yani bedene sokmasıyla ortaya çıkan ussal ruh için söylenir; ama İkincisi Tanrının topraktan biçimlediği, bir ruh verilmiş olan, canlı bir beden hâline gelecek olan bedene işaret eder. (Augustinus, “İtiraflar”) (...) Tanrı, zaman ve mekân içinde değişmeyen, tüm ruhları ve cisimleri yaratmış olandır. İnsan ruhuysa Tan- rı’ya ulaşmaya çalıştığından zaman içinde değişebilir ama mekân içinde sabit kalır. Buna karşılık en alt tabakayı oluşturan cisimler hem zamanda hem mekânda değişebilir. “Tanrının yaratıcılığı” sorununa, bazı şeyleri ortaya koyabilmek için yeniden dönersek Tanrıda Platonun idealarına benzer niteliklere sahip formlar vardır. Bunlar “ezelî-ebedî ilkeler” diye adlandırılır ve şeylerin değişmez özleridir. Bunlar oluşturulmamıştır ve Tanrının zihninde hep oldukları gibi var olurlar. Ne varlığa gelmişlerdir ne yok olurlar ama var olup yok olan her şey onlara göre var olur. Bu şu demektir: her cisim Tanrı tarafından bu formlara göre yaratılır ve bu formlar, bundan dolayı var olanların ilk örneğidir. Yaratılmış olan şeyler de Tanrının zihninde her zaman bulunan ve Tanrının niteliklerini taşıyan bu formlara göre yaratılmış olmalarından dolayı, Tanrının kendisini değil ama Tanrının izlerini kendinde barındırır.- Cevap: Bu sayfada herhangi bir soru bulunmamaktadır.
11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 48 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok