100 Yıl Sonra Bir Gün Hikaye
"100 Yıl Sonra Bir Gün Hikaye" okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
100 Yıl Sonra Bir Gün Hikaye
Bugün çok güzel bir gündü. Çünkü babam ve annem bizi lunaparka götürecekti. Orada uçan hızlı trene binecek, ateşli dondurma yiyecek ve uçan arabayla bir dünya turuna çıkacaktık. Benim aklıma gelmeyen daha bir sürü şey yapacaktık. Evden bir an önce çıkmak için sabırsızlanıyordum. Ama önce kahvaltı yaptık. Ben yemek yemek istemediğim için küçük bir şekerle karnımı şişirdim. Üstümü giydim ve uçan botlarımı taktım. Artık hazırdım. Annem, babam ve kardeşlerim de üstünü giydi. Çok hızlı bir şekilde dışarı çıktım, sanal telefondan nasıl gidileceğine baktım. Çok da uzak değildi. Uzak olmaması heyecanımı arttırdı. On beş dakika içinde oraya vardık. Hayatımda gördüğüm en büyük, en heyecanlı lunaparktı burası. Annemleri beklemeden bir ateşli dondurma aldım. Göz tanıma sistemini kullanarak parasını ödedim. Dondurmadan bir ısırık aldığımda ağzım yanıyorken gözlerim soğuktan neredeyse donacaktı. Bu öyle bir histi ki anlatmaya kelime bulamadım. O arada annemler geldi ve beni görünce gülmekten kıpkırmızı oldular. "Galiba bana bir şeyler daha oldu," dedim ve kendime bir defa baktım. Bu sefer ben de gülmeye başladım. Çünkü yemyeşil olmuştum. 2120 yılında olmamıza rağmen böyle bir buluş yapan insanı alkışlamak isterdim ama o insan vefat etmişti. Uçmaya devam ederken bahsettiğim uçan arabaya bindim. Babam gözünü tanıttı ve parayı ödemiş oldu. O sırada annem komşumuz olan ve tek katlı bir kapsülde yaşayan Bayan Melahat'la konuşuyordu. O sırada yanlışlıkla kulak misafiri oldum. İyi ki de olmuşum. Çünkü yeni bir bilgi öğrendim. O bilgi göz tanıma sistemlerinin para ile değil ilim ile çalıştığıydı. Bunu öğrenmem iyi oldu dedim, çünkü beyin bakiyem bir Türk Lirası daha artmıştı. O sırada araba çalıştı ve geziye başladık. Ailem başka şeylere binecekti. Onun için yalnız bindim. Uçan arabaya ilk defa binmiyordum, eskiden birkaç tur atmıştım ama yine de çok heyecanlıydım. Bu dünya turunda gördüğüm bütün ülkelerin ve o ülkelerin vatandaşlarına söylenen isimler toprakta dijital yansıtıcı ile gösteriliyordu. Eskiden bu ülkelerin adları değişikmiş. Sadece bizim ülkemizin, yani Türkiye'nin adı değişmemiş. Ben o sırada dışarı bakarken karşımıza bir uçan araba çıktı. Robot şoföre yönümüzü değiştirmemizi söylememe rağmen o yönünü değiştirmedi ve çarpıştık. Çarpmanın etkisiyle bayılmıştım ve kendimi sırtıma takılmış bir kanatla havada süzülürken buldum. Yanımda uçan robota neler olduğunu sorduğumda aldığım cevap beni şaşırtmıştı. Bunun bir sürpriz olduğunu söyleyen robot beni geri lunaparkta bulunan kanatalanına götürdü. Annemleri uçan trene binerken görmüştüm. Ben de arkalarından gittim ve gizlice bindim. Bu trenle beraber uzaya yolculuk yaptık. Annem ve babam arkamda olmalarına rağmen beni tanımadılar, çünkü bu trene binenin şekli değişiyor ve farklı bir hâl alıyordu. Bu yüzden beni tanımamışlardı. Gezi bittiğinde uçan kaykayımı çantamdan çıkardım ve annemlerin yanına gittim. Onlara trende önlerinde olduğumu söyledim ve beraber kardeşlerimi almaya, buz diyarına gittik. Bu diyarda diğer gezegenlerden krallar ve bu kralların ülkelerindeki buz parkları vardı. Ben de burayı çok sevdiğim için üç saat daha burada kaldık. İlk gittiğim sanal hayal odasında hayallerimi bir ekrana yansıtarak onları o ekranda gerçekleştirdim. Ardından buz kaydırağına girdim. Bu kaydırakta kayan kişi kayarken buza yapışıyor ve kaydırak onu hayaller gezegenine götürüyordu. Bu gezegenler arası geçiş ışınlanma ile oluyordu. Çok farklı bir olay olmasına rağmen günümüz teknolojisi bu olayı gerçekleştirmeye yetiyordu. İki yüz sene kadar önce bu ışınlanma olayı denenmiş ama başarılı olamamış. Bu olay benim çok dikkatimi çekiyor. Kardeşlerim de ışınlanıp geldikten sonra aklıma birden, evde yapmayı unuttuğum matematik ödevim geldi ve lunaparkın zaman makinesine gittim. Oradan kendi evime, beş saat öncesine gittim. Ödevimi bitirip geri annemlerin yanına döndüm. Bu zaman makinesi sadece önemli anlarda kullanılabilirdi.
Bu maceramız başlamadan bitti. Çünkü annem ve babam zamanımızın bittiğini, eve gitmemiz gerektiğini söylediler. Neden bittiğini anlamamıştım. Hâlbuki saat daha erkendi. Günlerin otuz altı saat olması galiba annem ve babama yetmemişti. Tam böyle düşünürken birden annem ve babam yönlerini değiştirdi. Şaşırmıştım, galiba yönlerini karıştırdılar dedim kendi kendime. Çünkü bu yol havadağına gidiyordu. Anneme nereye gittiğimizi sordum. O da bize sürpriz yaptıklarını ve bizi bir dağ macerasına götürdüklerini söyledi. Kardeşlerim bu haberi duyunca çok sevindi. Tabii ki ben de sevindim. Ama o anda bugünün pazar olduğunu hatırladım. Babam: "Bugün pazar ama dağ açık," dedi.
Giderken arkadaşıma rastladım. O, bana ödevler hakkında bir şeyler sordu, annesi de benim annemle biraz sohbet etti. Sonra babam dağa gidip parayı ödedi. Bu dağın adı havadağı olmasına rağmen havasız bir ortamdaydı. Onun için söylediklerimiz duyulmuyordu. Ama ağzımıza taktığımız minik solunum cihazı ile hem nefes alabiliyor hem de konuşabiliyorduk. Burada hayal ettiğiniz her şey bir makineye gönderiliyor ve bu makine bunların üç boyutlusunu yapıyordu. Girdiğimizde uçarak dağın tepesine tırmandık. Bu çok eğlenceliydi. Babam pazar günü açık demişti ama dağın bir saat sonra kapanacağını duyduk. Maalesef bu maceramız erken bitti. Eve dönmek beni üzdü. Eve geldiğimizde odamı dağınık bir şekilde bulunca bunun nasıl olduğunu düşündüm ve anneme haber verdim. Annem de hemen benim odama geldi. Sonra bana köpeğim Poco'yu göstererek onun dağıtmış olabileceğini söyledi. Ben de Poco'nun yanına giderek onu okşadım ve bir daha yapmaması için onu uyardım. Akıllı bir köpek olduğu için söylediklerimi anlıyor ve ona göre kendini planlıyordu. Ardından yaptıklarını geri topladı ve köpek mamasını yemeye başladı. Ben de yatağıma uzanıp neler yapabileceğimi düşünürken uykuya daldım. Rüyamda bin yıl sonrasını görmüş gibiydim. Evrenin dışında başka bir evren daha vardı. Tabii ki ben bunların rüya olduğunu bilmiyordum. Oradaki gezegenlerden birine doğru yol aldım ve başka canlıları gördüm. Yani kısacası uzaylıları gördüm. Tam beni yakalıyorlarken bir anda uyandım. Sonra annemin yanına gidip rüyamı anlattım. Bu rüyanın gelecekte gerçek olabileceğini söyledi. Koltuğuma oturup salona doğru ilerlettim. En sevdiğim çizgi film başlayacaktı. Yüzüğümü açıp havaya yansıttım ve kanalı ayarladım. O arada kardeşimin ödevine yardım etmem için annem beni uyardı. Ben de seve seve yardım edeceğimi söyledim. Kardeşimin ödevine yardım ettikten sonra babam beni arayıp kanatlarımı giymemi söyledi. Beraber bulutlara çıkıp bir uçağın üstüne oturduk. Babam bugün annemin doğum günü olduğunu söyledi. Beraber plan yaptık. Evin altındaki motorları çalıştırarak onu bir parti alanına götürecektik. Babam benim uçan kaykayımla parti alanına gitti, dijital süsleri açtı ve altındaki motorla uçan bir pasta yaptırdı robot aşçılara. Ben de gizlice evin sistemini çalıştırdım ve annemi oraya götürdüm. Evin kapısını açıp annemin inmesini söyledim. Annem "İyi ki doğdun," yazısını görünce hemen yüzüğüne üfleyerek güzel elbiselerinden bir tanesini giydi. Partileri sevmezdi ama bence bu partiyi sevmişti. Çünkü öyle bir parti hazırlamıştı ki babam, annemin sevmemesine imkân yoktu. Annem: "Bana böyle bir parti hazırladığınız için çok teşekkür ederim," dedi. "Biz de seni çok seviyoruz canım annem," dedik. Ardından kendi kendine bölünen pasta dilimlerinden bir tane yedim. Bu pastada hem yemek hem de kurabiye tadı vardı. Parti bitince eve dönüp film izledik.
"100 Yıl Sonra Bir Gün Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)" ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Yorumlar onaydan sonra yayınlanır.
Henüz yorum yok