“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 184 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 184

da katılır. Bu savaşta Ayşe hemşirelik, Peyami ise çevirmenlik yapar. Peyami ile İhsan, hemşire Ayşe’yi içten içe severler. Bu aşk, her ikisi için de bir “ateşten gömlek” olmuştur. Kezban da karşılık görmeyen bir aşkla İhsan’ı sevmekte ve Ayşe’yi kıskanmaktadır. Şahsi meselelerini zafere kadar söz konusu etmek istemeyen Ayşe, bütün benliğini vatanın kurtuluşu için çalışmaya verir. Fakat hem kişisel sorunlarında hem milletçe içinde bulundukları durumda üstlerine âdeta ateşten bir gömlek giydirilmiş olan bu insanlar, bir de savaş nedeniyle cephede ateşe maruz kalır. Türk ordusu Sakarya Savaşı’nı kazanmış; İhsan, Peyami ve Ayşe, Türk ordusuyla İzmir’e girmek üzere ilerlemektedirler. (Aşağıda Ayşe ve İhsan’ın şehit oldukları ve Peyami’nin onları defnettiği bölümü okuyacaksınız.) Bir an İhsan’ı kayanın tepesinde ayakta gördük. Ay tamamen çıkmış, Karadağ’a beyaz ağını germiş. Gırrr... bir yaylım ateşi, sonra duruluyor. Hepimiz kayaların dibindeyiz. O kendine kollarım açan ve koşan siyah kardeş kütlenin kucağına dibinden kopmuş bir ağaç gibi devriliyor. - İhsan kardeşim, İhsan, İhsan! - Allahım, Allahım! Yunanlılar o küçük kayadan terası terketmiş olacaklar ki ateş kesilmiş gibi, onu kollarımın arasında kayalardan indiriyordum. Beş on çift kardeş eli benim üzerimde: - Gumandan Bey, Gumandan Bey! Hepsi onu tanımak, hepsi onun etrafında kalmak istiyor. Bıyıkları ayakta, gözleri dönmüş, yüzü barutla simsiyah, (...) bir çavuş bağırıyor: - (...) Arkadaşlar, arkamdan gelin! Bu karanlık kütle yeniden kayaların üstünde. Allah, Allah, Allah, Allah! Gırrr... Tüfekler ve sesler uzaklaşıyor, biz de daima iniyoruz. Küçük bir kayanın dibinde onun dudaklarını mataramla ıslatıyorum. Yarası yine göğsünden, ceketi kan içinde. Başı yanına doğru düşmüş, gözleri nim kapalı, zaman zaman bir hırıltı arasında: - Allahım, Allahım, diyor. Ne zaman sargı mahaline geldik, ne zaman sedyeye koyduk, bilmiyorum. Dağın eteğinde bir sıhhiye arabası, yoldan gidiyoruz. - İhsan, İhsan kardeşim. Dönmeye çalışıyor; fakat aynı hırıltı. Saat, sabahın dördü... Büyük seyyarın önündeyiz. Çadıra koşuyorum. Genç bir doktor, çadırın içini, dışını istilâ eden sedyelerde pansuman yapıyor. Alay Kumandanı İhsan Bey vuruldu, getirdik, Hemşire Ayşe yok mu? - Mustafa Çavuş sedyeciler, hey! Kumandanı Hemşire Ayşe’nin çadırına götürelim, burada yer yok. Onu Ayşe’nin küçük çadırında vücudunun şeklini muhafaza eden asker karyolasına yatırıyoruz. Doktor o kadar dikkatle ve rikkatle üniformasını çıkarıyor ki. Gözleri hâlâ nim kapalı, dudakları mosmor, büsbütün yüzünde acı, uzak, yabancı bir tebessüm var. Biliyorum ki hakikat o bizden uzak ve bize yabancı bir ülkenin kapısından bakıyor. Doktorun arkasından fırlıyorum: Hemşire Ayşe nerede? - Fırkanın sıhhiye bölüğü ile gitti. Telâş etmeyin, hemşireye filân ihtiyaç yok. Nihayet yarım saat sonra hiçbir şeye ihtiyacı kalmayacak. Kafam benim değil gibi. Ayşe’den bir an için nefret ediyorum. Demek Ayşe onun gözlerini bile kapayamayacak. Seyyar karyolanın yanına diz çöküyorum. Başım demirinde, ağlıyorum. Bir an oldu ki burada son dakikalarını yaşayan gencin ölümü hayatımda en kuvvetli ıstırabı verdiğine kani oldum. Soğuyan elini arada ellerimin içine aldım, hafifçe sıktım. Belirsiz, pek belirsiz bir mukabele var, zavallı genç başta etrafı dinleyen ve bir şey bekleyen bir hâl var. Ayşe’yi bir an bulabilsem... Dışarıda horozlar öterken ayak sesleri arttı, neferler hızlı hızlı konuşuyorlar, sabahleyin başlayan sükûn bitiyor, hava daha hafif. - Yunanlılar Karadağ’dan çekildiler, her taraftan kaçıyorlar. Sonra dışarıdan feci bir ses: - Sedyeyi kaldır, yana çevir, diye bağırıyor. Ayağa kalktım. Çadıra bir sedye daha geliyor. - Ayşe, Ayşe de mi vuruldu? Elimde İhsan’ın eli gerildi. Parmaklarıma soğuyan parmakları sarıldı. Parmaklarımı koparır gibi çektim. Sedyenin üzerindeki kaputu fırlattım. (...) Yüzü küçük, balmumu bir çocuk heykeli gibi. Dudakları sakin.
  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır. 

10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 184 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.