10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Sayfa 178
“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 178 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz. 10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 178 O tasavvur ettiği yüksek payeye bir had bulamıyor
“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 178 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 178
O tasavvur ettiği yüksek payeye bir had bulamıyor; sonra da bu derece itila emellerine kapılıyor olduğundan kendi kendine utanıyordu. Edip olmak, şöhret almak, senelerden beri bütün düşüncesi bu değil miydi? Ta mektepte bir kimya kitabının üzerine başını dayayarak, gözleri ötede siyah tahtanın üzerinde unutulmuş, yarım kalmış bir cebir muadelesine dalarak; fikri bir hayal rüzgârı üzerinde, meçhul emeller fezasında uçtuğu zamanlardan beri bütün varlığını istila eden emel, iştihar arzusu değil miydi? Ahmet Cemil daima aceleci ve telaşlı yürüyüşle, adeta koşarak Bâbıâli Caddesi’nin kenarından çıkarken şu kitapçı dükkânları, cam kapıların aralarından fark edilen şu kütüphane müdavimleri, bu matbaalar, sabahtan akşama kadar fikir ve sanat hareketlerinin münferit mecrası olan şu cadde bir gün olacak ki onun teshiri altına girmiş olacak. Şimdi birkaç eski mektep arkadaşıyla sekiz on kalem erbabından başka herkesin meçhulü olan bu genç, bugün koltuğunun altında bir iki kitapla buradan bir gölge gibi çıkarken bir gün olacak ki tesadüfen bir kitapçının dükkânına gözü isabet edecek olursa mektepten henüz çıkmış iki genç edebiyat müntesibinin birbirine kendisini gösterdiğini fark edecek... Ah! O zaman göğsü nasıl bir iftihar havasıyla şişecek! Şimdi oradan mevhum bir cisim şeklinde geçiyor, gören yok, bakan yok, lakin o zaman... Güzergâhında isminin yavaşça fısıldandığını işitecek ve ciğerlerinden sıcak bir şeyin aktığını duyacak... Zaten bu neticeye, bu ümidin tahakkukuna şayan olmak için az mı ıstırap çekmiş, hayatın az meşakkatlerine mi tahammül etmişti? Bugün yirmi iki yaşında idi; fakat bu yaşa gelinceye kadar... (...) Ahmet Cemil ’in kız kardeşi İkbal, matbaa sahibinin oğlu Vehbi Bey ile evlenir. Eserini bitiren Ahmet Cemil sözünü tutar. Hüseyin Nazmi’nin köşkünde, aralarındaRaci’nin de bulunduğu davetlilerin önünde eserini heyecanla okuyarak tanıtır. Eser, beklenen etkiyi göstermez. Tanıtımdan sonra bu yenilikçi şiirleri benimsemeyen eski edebiyat taraftarları, özellikle Raci, gazetede Ahmet Cemil ile ilgili eleştiri yazınca Ahmet Cemil büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bir süre sonra Vehbi Bey, babasının felç geçirmesi üzerine gazetenin başına geçer. Başlarda iyi insan izle - nimi veren Vehbi Bey’in gerçek kişiliği ortaya çıkar. Eski çalışanları gazeteden uzaklaştırır. İkbal’in evliliğinde sorunlar çıkar. İkbal, Vehbi Bey’den gördüğü kötü muamele neticesinde bebeğini kaybeder. Rahatsızlanan İkbal için bütün maddi olanaklarını seferber eden Ahmet Cemil, kız kardeşini kurtaramaz. Hüseyin Nazmi’nin daveti üzerine arkadaşının evine giden Ahmet Cemil, orada Hüseyin Nazmi’nin Paris’e atandığını ve Lâmia’nın bir subayla nişanlandığını öğrenir. Derin bir hayal kırıklığı yaşayan Ahmet Cemil, ertesi gün evine döner. Büyük umutlar beslediği eserini yakar. Kızıldeniz taraflarında bir yere atanır. Annesi Sabiha Hanım ve hizmetçileri Seher ile birlikte İstanbul’dan çok uzağa gitmeye karar verir. Aşağıda Ahmet Cemil’in yolculuk sırasında düşündüklerinin anlatıldığı bölümü okuyacaksınız. (...) Şimdi Ahmet Cemil’in gözleri bulanıyordu. Bütün denizi, semayı bu bulantı içinde karıştırdı, artık görmeyerek bakıyordu. Biraz sonra ayaklarının altında gizli bir hışıltı ile gecelerin sırlarını taşımaya hazırlanan suların üzerine geniş, uzun bir gölge düştü. O vakit vapurun kenarına, tahta kanepenin üzerine oturdu; dirseğini dayadı, başını avucunun içine koydu; akşamın serin bir rüzgârı ile saçları uçuşarak gözlerinin önünde hazırlanan geceye bakmaya başladı. Burada saatlerce böyle, yemek için aşağı inmek istemeyerek, güvertenin şu tenha halinde burada düşünmek için kalmayı tercih ederek, oturdu; fakat düşünemedi. Yalnız burada gecenin soğuk yeisini teneffüs ederek bütün hayatının mihnetlerini dinlendirmek, bu zulmeti zehirleyerek teşfiye eden mağşi bir deva gibi içmek, kana kana ciğerlerini onunla doldurmak istiyordu. Bu siyah bir gece idi... Öyle bir gece ki gökler bütün kandillerini söndürerek denizlere gayp âleminin gizli şeylerini dökmek için hazırlanmış gibiydi. Yalnız ileride direklerle bacanın birer serseri gece şeklinde yürüyen gölgelerine zulmetler içinde rehberlik eden vapurun kırmızı feneri bu siyahlıklar arasında açılmış uzak bir kırmızı göz gibi parlıyordu. Bu siyahlıklar... Ahmet Cemil işte şu saçlarının arasında üşüterek geçen rüzgârın, kanatlarını çırpa çırpa, bu siyahlıkları semalardan denizlere döktüğünü hissediyor, görüyor, onların sukûtu feşfeşesini işitiyordu. Kendi kendisine, içinden, hep şahsi üslubunun tabirlerini tekrar ederek: Sanki bir bârân-ı dürr-i siyah! diyordu. Birden, bu siyah gecenin karşısında aklına bir başka gecenin hatırası geldi. Ta hulya hayatının başlangıcında, ümitlerinin incilası zamanında Tepebaşı Bahçesi’nde Haliç’e bakarak seyrettiği mai gece ile o bârân-ı elması tahattur etti.- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 178 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok