“10. Sınıf Coğrafya Ders Kitabı Cevapları Sayfa 222 Tutku Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

10. Sınıf Coğrafya Ders Kitabı Cevapları Tutku Yayınları Sayfa 222

Ben 1956 yılında Anadolu’nun 250 hanelik şirin bir köyünde doğdum. Babam köyün orta hâlli ailelerinden birinin çocuğuydu. Köydeki diğer aileler gibi biz de zaten çok fazla olmayan tarlalarımızda buğday ve mısır yetiştirir, birkaç baş hayvan besler, kendi yağımızla zar zor kavrulurduk. 1969 yılı sonlarına doğru dedemin vefatı bizim hayatımızda bir dönüm noktası oldu. Tarlaların yedi kardeş arasında paylaşılması sonucu bizim payımıza çok az toprak düşmüştü. Bu kadar az tarladan elde edilecek gelir ile geçinmemiz mümkün değildi. Başka tarla alacak paramız da yoktu. Dedemin vefatından 2-3 ay sonra babam şehirde yaşayan dayımları ziyarete gitti. Köye geri döndükten sonraki birkaç gün babamla annemin bizden gizli sürekli bir şeyler konuştukları hem kardeşlerimin dikkatini hem de benim dikkatimi çekti. Yaklaşık bir hafta sonra babam şehre taşınmaya karar verdiklerini bize söylediğinde şaşkınlıktan ağzımızı bile açamamıştık. Hepimizi tarifi imkânsız bir heyecan ve korku sarmıştı. Şehrin nasıl bir yer olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. O yıllarda köyümüzde televizyon, radyo ve gazete gibi şeyler olmadığı için bizim dünyamız, kendi köyümüz ve birkaç defa düğüne gittiğimiz komşu köylerle sınırlıydı. Beş kardeş bir arada yattığımız odamızda geceler boyunca şehrin nasıl bir yer olduğu hakkında konuşmuş, hayaller kurmuştuk. Babam kısa sürede hepsi beş dönüm olan tarlamızı ve birkaç hayvanımızı sattı. Köyden şehre odun taşıyan bir kamyonun üzerine birkaç parça eşyamızı yükledik. Annem ve babam kamyonun içinde, biz ise odunların üzerinde şehre doğru göçe başladık. Uzun, yorucu ve tozlu bir yolculuktan sonra şehre vardık. Dayımın evinin yanında bulunan iki odalı baraka gibi bir eve yerleştik. Buralar bizim köyden çok da farklı değildi. Geniş ve boş arazilerin ortalarında derme çatma yapılmış tek tük evler vardı. İki gün sonra dayım bize “Haydi! Sizi şehir merkezine gezmeye götüreyim.”dedi. Meğer bizim yerleştiğimiz yer şehir merkezi değilmiş. Dayım, babam, ağabeyim ve ben şehir merkezine gitmek için 15-20 dakika yol yürüdük. Şehir merkezine vardığımızda kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim. Şehirdeki her şey bana o kadar yabancı ve uzaktı ki... Geniş asfalt caddelerdeki lüks arabalar, büyük apartmanlar, parklar, insanların kıyafetleri vb. İlk defa gördüğümüz şehirde bunlar ağabeyimi ve beni âdeta büyülemişti. Biz daha önce motorlu taşıt olarak sadece köydeki tek traktörü ve odun taşıyan birkaç kamyonu görmüştük. Şehirde en büyük sorun, iyi gelir getiren bir iş bulmaktı. Biz aile olarak tarlada çalışmaktan başka bir şey bilmiyorduk. Bu ise geçinmenin çok zor olduğu şehirde hiçbir işe yaramıyordu. Ev kirası, elektrik ve su faturaları, yol parası, gıda, giyim vb. ihtiyaçları karşılamak çoğu kez mümkün olmuyordu. Babam, dayımın da teşvikleriyle şehirde bir ev yaptırmaya karar verdi. Dayımlara yakın ev yapacak kadar bir arazi satın aldık. Akraba, eş dost toplanıp geceleri çalışarak derme çatma bir ev yaptık (Görsel 2.23). Şehirlerde bol olan bu tür evlere neden gecekondu denildiğini o zaman anladım. Meğer bizim aldığımız arazinin imar izni yokmuş ve bu araziye ev yapmak kanunen yasak olduğu için bizimkiler evi geceleri yapmışlar. Yıllar içinde etrafımıza çok sayıda kaçak ev yapıldı. Böylece kocaman bir
  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

10. Sınıf Tutku Yayınları Coğrafya Ders Kitabı Sayfa 222 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.